fanfiction etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fanfiction etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Eylül 2013 Cumartesi

8.Bölüm

Gün Jun Woo'nun tahmin bile edemeyecegi kadar hizla gecip gitmisti. Aksam eve donduklerinde, ayni Rae Na'nin da tahmin ettigi sekilde bir manzarayla karsilastilar, anma masasi hazirlanmis, cocuklarin gelmesi bekleniyor. Rae Na'nin agzindan gun boyu adam akilli bir cumle daha duyamadi. Zaten anma toreni de tahmin ettiginden daha kisa surmustu.

Ama Jun Woo'yu asil sasirtan, sonraki gundu. Cunku Rae Na, anlamsiz bir sekilde mutluydu, sanki hicbir sey olmamis gibiydi. "Belki de artik alismitir bu duruma.." diye dusundu Jun Woo.

O sabah, yani cumartesi gunu, Jun Woo her zamanki gibi yatagindan kalkmakta gucluk cekiyordu. Ama en azindan o gun herhangi bir programi yoktu, Kang Min'in azarlamalarini dinlemeden guzel bir uyku cekebilirdi -ya da o oyle saniyordu.

Rae Na sabah kalktiginda evde kimseyi bulamamisti, bunun yerine kahvalti masasinda bir not vardi:

"Kang Jun Se; programi var

Park Tae Kang ve Kang Tae Sang; rae na icin en guvenilir kalp cerrahını bulmak icin disaridalar

Moon Hee Sun; kalabalığın karnını doyurabilmek için alışverişte

kahvalti ortunun altinda, cok geciktirmeden yiyin, disari cikacak olursanin ayakkabiliktaki fazla anahtari yaniniza alip kapiyi guzelce kilitlemeyi unutmayin

-kalabalik evin annesi hee sun"

Rae Na notu gülerek okudu, evet gercekten kalabalik bir evde yasiyordu, acaba bu karmasaya ne zaman alisacagim diye dusunmekten kendini alamadi Rae Na, ama bir yandan da gercek bir aile ortaminda olmak onu mutlu ediyordu.

Rae Na ortuyu kaldirdiginda gordugu muhtesem kahvalti sofrasi karsisinda bir anlik donup kaldi, en son ne zaman bu kadar guzel bir kahvalti etmisti? Ah dogru. Bu eve tasindiklarindan beri neredeyse her gun..

Cok bekleyemeden Jun Woo'yu uyandirmak icin yukari cikti. Odasina girmeden once biraz duraksadi, kim bilir icerisi ne durumdaydi. "Aman neyse ne, cok karman cormansa uyandirmam, seslendim uyanmadin der cikarim isin icinden" diye dusunerek odaya daldi, ama icerisi dusundugunden daha derli topluydu. Duvarin dibine siralanmis karton kutulari gordu. Jun Woo henuz odasina yerlesmemis miydi?

Yavasca Jun Woo'nun yataginin basina gitti. Uyurken yastigi coktan yere firlatmis, sacma sapan bir pozisyona gecmisti.

Rae Na egilerek yavasca seslendi:

-Jun Woo!

Cevap gelmedi. Rae Na nin daha fazla yumusak yumusak seslenmek gibi bir niyeti yoktu. Yerdeki yastigi eline aldi, ve o anlik cok mantikli gelen bir sekilde Jun Woo'yu yastikla durtmeye, hatta vurmaya basladi.

-Jun Woo!! Kang Jun Woo!! Kalksana be!! JUN WOOOO!!!

Jun Woo gozlerini hafifce aralayip Rae Na'nin yuzunu gorunce, "Hala ruya goruyorum falan heralde" diye dusundu. Ama Rae Na yastikla git gide daha sert vurmaya baslamisti ki bu canini yakiyordu. Mirildanmaya basladi.

-Tamam tamam kalkicam... Az sonra.. Sen git ben geliyorum...

Rae Na gozlerini kisip supheyle Jun Woo'ya bakti. Az sonra falan gelmeyecegi ne kadar da belliydi.. Yastikla bir kac kez daha vurup sesini yukseltti:

-NE AZ SONRASİ BE KALKSANA!!!!

Jun Woo'nun mirildanmalari ve Rae Na'nin git gide sertlesen vuruslari bir kac tur daha gidip geldi ve en sonunda Jun Woo, az bucuk sinirlenerek Rae Na tekrar vurmak uzareyken once yastigi tuttu ve bir kenara atti, sonra Rae Na'yi bileklerinden yakalayip yataga cekti. Rae Na'nin gozleri saskinliktan iyice buyurken Jun Woo tam olarak Rae Na'nin uzerindeydi. Rae Na:

-MANYAK MİSİN YA! KALK YOKSA CİGLİK ATARİM!

-Beni uyandirmaya bir baskasi yerine sen geldigine gore ciglik atip da dikkatini cekebilecegin kimse yok evde, degil mi?

Rae Na cevap veremeyecek kadar korkmustu. Jun Woo biraz daha uzerine dogru egildi.

-Biraz daha gelirsem ne olur biliyor musun?

Rae Na yine cevap vermedi. Jun Woo'nun iki yana sabitlemis sikica tuttugu bileklerini kurtarmayi denedi, basarili olamadi. Jun Woo devam etti.

-Daha once hic birini bu sekilde sikistirmamistim biliyor musun? Garip bir durummus gercekten, sık sık tekrarlamaliyiz.

Rae Na'nin kizardigini gorebiliyordu.

-Artik birakir misin, komik degil.

Sesinin titremesine engel olamamisti. Jun Woo biraz daha egildi, dudaklari neredeyse birbirine degecek kadar yakindi.

-Komik dememistim zaten. Sence.. Seni su an öpsem ne olur?

-Ben kabul etmiyorken mi?

-Kabul etmiyor musun?

Rae Na cevap veremeden Jun Woo biraz daha eğildi. Gittikçe daha da korkutucu oluyordu.

Ta ki zil calana kadar. Jun Woo umursamamaya calisti ama bu defa da Kang Jun'un bahceden gelen sesini duydular.

-RAE NA-AH!!!!! JUN WOOO!! KANG JUN WOO!!! LAN ACSANİZA KAPİYİ!!

Rae Na, Jun Woo’yu tekrar ittirmeye çalışırken bu defa Jun Woo da Kang Jun’un sesini duyduğu için irkildiğinden, çok uğraştırmadan çekildi, Rae Na koşarak odasına gitti ve kapıyı çarparak kapadı. Bunu. Jun Woo’ya. Ödetecekti.

Jun Woo, Rae Na’nın kapısını tıklayacakken son anda vazgeçti, aşağı inip kapıyı açtı, ve sadece Kang Jun oldugunu sanarken karsilastigi manzarayla resmen soka ugradi.

Kapinin onunde ekmek kuyruguna dizilmis gibi Kang Jun, Mae Jin, Min Hye, Min Sup, Hye Na ve Tae Jun siralanmislardi. Jun Woo;

-Be... Ben... Bir saniye.. Sey, yani, sey.. Normalde eve pek misafir almam da...

Min Hye hic umursamadan Jun Woo'yu kenara iterek iceri girdi ve hayranlikla evi incelemeye basladi.

-Voaa demek idollerin evleri boyle oluyormus.. Kocaman!

Min Sup kahkaha atarak peşinden girdi.

-Ya, az önce bir idolü ittirdin, bunu yapacağın hiç aklıma gelmezdi, vay be!

-Bak şimdi, o artık dibimde olan bir idol, nasıl desem, bir çekiciliği kalmadı artık, (sesini alçaltarak devam etti) zaten bence artık onun bir sahibi var...

-Yok canım, saçmalama, dedi Min Sup. Min Hye aynı heyecanla cevap verdi:

-Bak, aşık birini gözünden tanıyabilirim! Ve emin ol kime aşık olduğunu da biliyorum, aralarını da öyle bir yapacağım kiii

Min Hye yüzünde korkutucu bir ifadeyle ellerini ovuştururken Jun Woo hala şaşkın şaşkın kapıdan onları izliyordu. Daha fazla kendini tutamadı:

-YA! NE AŞIĞI! N'OLUYORUZ BE!

Mae Jin kolunu Jun Woo'nun omzuna koydu.

-Sakin ol ya, sabah baban Kang Jun'u aramış, evde tekler sıkılırlar diye, biz de sizi neşelendirmeye geldik, arkadaşlarını değerini bil bence.

Elindeki içi cipslerle doldurulmuş torbayı sallayarak içeri geçti. Jun Woo'ysa " Yaa, nasıl mutlu oldum anlatamam" diye geçirdi içinden.

-Rae Na nerede? Yoksa daha uyanmadı mı? diye sordu Hye Na.

-Bilmem, odasındadır heralde, ben de yeni kalktım zaten, diyerek iyi bir salladı Jun Woo.

Eve hepsinin arkasından giren Tae Jun'sa sinsi sinsi Min Hye'a yaklaştı:

-Bir saniye, şimdi bana tavır almanın sebebi yakınında bir idol olmam mı? Bak istersen bir süre uzaklaşabilirim, gerçekten, hiç sorun değil...

Min Hye üfleyerek gözlerini devirirken Kang Jun, Tae Joon'u kafasından geriye doğru ittirip Min Hye'ı da önüne alarak salona geçti. Tae Jun bu defa taktik almak istercesine Min Sup'a yaklaşıyordu ki Mae Jin de Kang Jun'un yaptığını yaparak Min Sup'la beraber salona geçti, en sonunda girişte yalnız kalan Tae Jun'sa mecburen kollarını birleştirdi, oflaya puflaya salona geçti. Mae Jin, Min Sup'la beraber ellerindekileri alıp salonla bitişik mutfak büfesinin arkasına geçtiler ve tabak aramaya koyuldular. Jun Woo, onlara yardım etme veya üzerindeki pijamalarını değiştirme gereği bile duymadan koltuğa kuruldu, aklında Rae Na vardı. Ne yapıyordu acaba yukarıda. Hye Na az önce yukarıya Rae Na'nın yanına çıkmıştı.

Hye Na kapıyı tıklatarak içeri girdi, Rae Na makyaj aynasının önünde kollarını iki yana koymuş, ters ters aynaya bakıyordu. Hye Na'nın içeri girdiğini fark etmemişti bile. Hye Na gülümseyerek gidip yatağına oturdu.

-Günaydın! Bil bakalım aşağıda kimler var!

Rae Na cevap vermeden başını salladı.

-Ne, tepki vermeyecek misin? Rae Na? İyi misin sen? Neyin var bugün?

Rae Na engelleyemediği kadar cıvık bir sesle karşılık verdi.

-İyi, sen in, ben giyinip geliyorum birazdan.

-Ben.. Şey.. Bir saniye, iyi olduğuna emin misin sen, n'oldu sabah sabah?

-İyiyim iyi, in sen.

Hye Na kapıyı kapayarak çıktı ama Rae Na'nın iyi olmadığından da emindi. Merdivenleri koşarak indi ve salona girip Jun Woo'nun karşısına dikildi.

-Ne yaptın sen?

Odadaki herkes şaşkınlıkla Hye Na'ya, ardından da bir cevap vermesi için Jun Woo'ya döndüler. Jun Woo da birden bire gelen bu soru karşısında şaşırmıştı.

-Ne yapmışım?

-Ben de onu diyorum, sabah sabah Rae Na'ya ne yaptın?

-Hiçbir şey yapmadım!

-Doğruyu söyle. Biz yokken Rae Na'ya ne yaptın? Canını sıkacak bir şey mi dedin!

-Ya! Neden bir şey yaptığımı düşünüyorsun! Tersinden kalkmış olamaz mı?!

Hye Na bir adım daha yaklaşıp Jun Woo'nun üzerine doğru eğildi.

-Bana. Doğruyu. Söyle. Rae Na'ya. Ne. Yaptın.

Jun Woo'nun gözleri korkuyla irileşti. Tamam, biraz çarpıtarak da olsa doğruyu söyleyecekti.

-Ben.. Şey.. Yani.. Şey oldu..

Hye Na sabırsız bir şekilde tekrar bağırdı.

-LAFI GEVELEME!

-Tamam. Şey oldu, sabah beni uyandırmak için odama geldi. Sonra.. Sonra şey oldu... Ben kalkmayınca yastıkla vuracaktı, ben de yastığı tutunca dengesini kaybetti düşecekti, onu tutayım derken ben de kalktım, bu defa ikimiz birden dengemizi kaybettik ve şey işte.. Şey.. (Jun Woo saç diplerine kadar kızarmıştı) Onun..

Min Sup saklamayı beceremediği bir heyecanla büfenin üzerine çıkacakmış gibi zıpladı ve:

-Yoksa üzerine mi düştün! Oha dizilerde de hep öyle olur!

Mae Jin parmağını Min Sup'un dudaklarına götürüp susturur gibi oldu, ama Jun Woo'nun iyice kızardığını fark edince hepsi bir anda şaşkınlıkla yuhladılar. Jun Woo utana sıkıla devam etti.

-Sonra..

-Sonrası da mı var?!

Min Hye da aynı ikiz kardeşi gibi heyecanını saklayamadan, daha doğrusu saklamaya bile çalışmadan oturduğu koltuktan ayağa fırladı ve:

-Oha yoksa öptün mü!! Doğru söyle öptün dimi!! Aaaaaayyyyyyyyyyy çok tatlı bir de kızarıyorsun aaaaaaaaayyyyyyyyyyyyy

Jun Woo'nun gözleri kocaman açılırken Kang Jun çekiştirerek Min Hye'ı yanına geri oturttu ve kulağına fısıldadı "Sakin ol, sakin" Jun Woo'ysa sinir ve utanç karışımı bir duyguyla bağırdı:

-Ya ne öpmesi! Yok öpücük falan! O nereden çıktı!

Hye Na şüpheyle gözlerini kısarak Jun Woo'ya baktı.

-Niye öpücük deyince bu kadar stres yaptın? Üzerine düşmek dışında bir şey yapmadığına eminsin değil mi?

Kang Jun sonunda oturduğu yerden kalktı ve diğerlerinin şaşkın bakışları arasında Jun Woo'yu yakasından tuttuğu gibi peşinde sürükleyerek salondaki kapıdan bahçeye çıkardı. Min Hye'ın hayran hayran bakışlarını fark eden Tae Jun da ayaklanıp Mae Jin'in yakasına yapıştı. Mae Jin "manyak mısın be ne yapıyorsun" bakışları atarak ittirmeye çalışırken Tae Jun eli hala çocukcağızın yakasında Min Hye'a döndü:

-Böyle hareketlerden mi hoşlanıyorsun yani? Bak ben de yapabiliyorum!

Min Hye yine gözlerini devirirken Mae Jin de elinden kurtulduğu Tae Jun'un ensesine bir tane geçirdi,

-Sen neyin peşindesin ya manyak mıdır nedir dur bir dakika şurada.

Salondakiler- Tae Jun dışında- seslerini duyamasalarda sürgülü cam kapıdan görünen Kang Jun'a ve Jun Woo'ya odaklanmışlardı bu defa.

Dışarıdaysa, Kang Jun, Jun Woo'yu bahçenin çitlerine doğru ittirmiş, bir eliyle hala yakasını tutmuşken sinirle bir şeyler anlatıyordu.

-Neden hala Rae Na’yla uğraşıyorsun?!

-Kimseyle uğraştığım yok! Bilerek olmadı.

-Jun Woo.. Doğruyu. Söyle.

-Ben, şey, yani.. Öpmek..

Kang Jun biraz daha üzerine doğru yürüyünce Jun Woo sustu. Kang Jun:

-Sen onunla uğraşmasanda Rae Na yeterince zorlanıyor zaten, kuzenimle uğraşma.

-Uğraşmıyo-

-Hala konuşuyor musun?! Çabuk gidip ondan özür dile!

Jun Woo başını önüne eğdi, tamam evet biliyordu hatalıydı, mahcuptu, ve Kang Jun haklıydı. Rae Na’dan özür dilemeliydi.

Kang Jun hışımla arkasını döndü ve eve girdi, Min Hye'la göz göze geldi ve hayran hayran bakan yüz ifadesini fark edince anlamadığı bir şekilde, utandı.. Yani.. Bildiğin utanmıştı.. Yok, yani, Min Hye o kadar güzel bakıyordu ki.. Hayır! Kendine gel Park Kang Jun! Tae Jun'un tekrar Min Hye'ın dibinde oturmuş yiyecek gibi Min Hye'a baktığını görünce sinirlenerek yanlarına gitti, Min Hye'a bakarak:

-Gel mutfağa geçip içecekleri koyalım dedi imalı imalı. Min Hye ayağa kalkarken Tae Jun da ayaklanır gibi oldu ama Kang Jun'un kafasından ittirmesi üzerine tekrar koltuğa doğru düştü. "Hayır yani Kang Jun' a ne oluyor ki?!" diye düşünmeden edemedi Tae Jun.

Min Hye'yse hala kırgın olduğu Tae Jun'dan bir anlığına da olsa kurtulmuş olmanın verdiği rahatlıkla Kang Jun'u tkaip etti ve büfeyi geçip bardakların bulunduğu dolaba yönelen Kang Jun'u takip etti. Mae Jin ve Min Sup çoktan ellerinde cips kaseleriyle salona geçmişlerdi bile. Min Hye:

-Vay canına, Jun Woo'nun evindeki bardakların yerini bile biliyorsun.

-E tabiki, yakın arkadaşım sonuçta. Liseye başlamadan önce buraya sık sık gelir giderdim. O zamanlar babamın ve Jun Woo'nun babasının kuzen olduğunu bilmiyordum tabi, zaten Jun Woo'nun babası da genelde evde olmazdı.

Min Hye kaşlarını çatarak:

-Neden böyle bir açıklama yaptın ki şimdi?

Kang Jun utanmıştı. Cidden, neden böyle gereksiz bir bilgi vermişti ki şimdi? Bir saniye, Kang Jun bir kızın yanında kızarıyor muydu? Hayır! İmkanı yok! Bardakları çıkarıp hızla tezgahın üzerine dizdi. Min Hye:

-Bunları içeri tek tek götüremeyiz heralde, şuradaki tepsiyi alıp ona dizsek daha iyi olmaz mı?

Parmağıyla bulaşık sepetinin hemen gerisinde duvara yaslanmış yuvarlak tepsiyi gösteriyordu. Kang Jun'un cevabını beklemeden önüne geçti ve tepsiyi aldı, bardakları üzerine dizdi. Tepsiyi kaldırmış içeri doğru hareketlenirken (uçak sanki sdşlfksdşl) Kang Jun telaşla önüne geçti ve tepsiyi elinden çekti.

-Şey, ben taşırım, sen geç içeri istersen.

-E beni niye çağırdın o zaman?

-Ne bileyim, Tae Jun'un yanında bunalmış görünüyordun da-

Kang Jun birden ne dediğini fark edip sustu. Min Hye'ın gözlerinde bir şeyler parlamıştı.

-Bir saniye kıskandın mı yoksa?

Kang Jun telaşla bağırdı.

-Yok canım! Ne kıskanması! Ne alaka ya!

Min Hye cevap veremeden, Kang Jun hışımla elinde tepsi salona geçti. Min Hye da gülümseyerek yine peşine takıldı.

Bu arada Mae Jin o kadar fırsatı olmasına rağmen Min Sup'la düzgün bir muhabbet kuramamıştı. Bu kadar zorlanması normal miydi ya, alt tarafı bir kızla konuşacaktı, değil mi?

-Min Sup şey.. Tae Jun.. Heh, Tae Jun. Nasıl arkadaş oldunuz Tae Jun'la?

-Anlatmamış mıydım?

Mae Jin kızardı. Anlatmış mıydı ya? Hiç hatırlamıyordu ama cidden anlattıysa fena rezil olmuştu. Min Sup yine de gülümseyerek devam etti:

-Sadece kızlara anlatmışım heralde, Tae Jun bizim çocukluk arkadaşımız. Beraber büyüdük gibi bir şey.

Mae Jin gülümsemeye çalışarak başını salladı. Ne yapıyordu ya?! Beyni ee ne duruyorsun bir şeyler söylesene tarzı bir sinyaller gönderiyordu ama aynı beynin ne demesi gerektiği hakkında en ufak bir fikri yoktu.

Jun Woo yanına oturmuş utangaçlığından düzgün iki cümle kuramayan Mae Jin'e, köşeye bir yere oturmuş kendi kendine tripli Tae Jun'a, bir de Min Hye'la beraber kola dolduran Kang Jun'a baktı. Oda vıcık vıcık aşk kokuyordu sanki... Aşk demişken..

Rae Na'nın odasına çıkmak için ayağa kalktı ve salondan çıktı. Tam girişteki merdivene giderken kapı bir anahtarla açıldı ve Jun Se içeri girdi. "Hah, bir bu eksikti" diye içinden geçirdi Jun Woo..

Jun Se başını eğip onu selamlarken Jun Woo hiç takmadı bile, doğruca yukarı çıktı. Hye Na kötü kötü bakarak odadan çıkarken, içinden ikisini yalnız bırakmak hiç gelmiyordu ama, inanılmaz derecede tuvaleti gelmişti. (şey, biliyorum, tamam, ama biraz yalnız kalmalılar canım onlar da! :D) Jun Woo camın önündeki koltuğa oturmuş Rae Na’yı süzdü, ve biraz da korkarak yanına gitti.

-Şey.. Kızgın mısın?

Rae Na cevap vermedi, sadece pis pis bakmakla yetindi.

-Ya ben.. Bilerek düşmedim, daha doğrusu sen bilerek düşmedin, ben de bilerek şey yapmadım, şey işte-

-Kes sesini. Defol git başımdan.

-Ya ama gerçekten-

-Jun Woo. Git. Başımdan. Sinirlerim bozuluyor.

-Çok mu kızdın ya? Bak ama öpmedim bile! Şey, yani-

-YA KANG JUN WOO!!

Jun Woo ayağa fırladı, tam çıkarken

-Şey, kahvaltı edeceğiz, seni bekliyoruz aşağıda çabuk gel.

-SEN HALA GİTMEDİN Mİ?!

Rae Na’nın fırlattığı yastık ona ulaşmadan Jun Woo kapıyı kapayıp çıkmıştı. Nasıl affettirecekti şimdi kendini?

Aşağıdaysa, Jun Woo’ya verdiği selama karşılık alamayan Jun Se keyfini hiç bozmayarak ayakkabılarını terlikleriyle değiştirdi ve salona girdi. Tamam, böyle bir kalabalık görmeyi beklemiyordu.

-Şey.. Ben.. yanlış bir zamanda mı geldim?

Mae Jin:

-Yok, ne yanlış zamanı, hoşgeldin hyung! Jun Woo'yu gördün mü bu arada?

Jun Se gidip Mae Jin'in yanına otururken başını salladı.

-Ben girerken o da yukarı çıkıyordu. Bugün özel bir şey mi var? Neden toplandınız?

-Toplanmamız için illa özel bir şeye mi gerek var hyung? Uzun zamandır bu eve gelmemiştik zaten. A bu arada, sana arkadaşlarımızı tanıtmadık.

Eliyle Min Hye ve Min Sup'u işaret etti. Jun Se:

-Paradise High için geldiğimde sizinle yemekhanede oturan hanımlar değil mi? Neydi- Min Hye ve... Min.. Min Sup?

Min Hye içine kaçmış fangirl ü yine gözler önüne serdi ve heyecanla onaylar biçimde başını salladı.

-İnanmıyorum, taa ne zaman görmüştünüz ama hala hatırlıyorsunuz! Harika bir şey bu!

Kang Jun içinden gelen garip bir dürtüyle Min Hye'ın koluna birazcık sert bir çimdik attı. Min Hye hışımla arkasını dönüp Kang Jun'a öldürücü bakışlar atarken o sadece omuz silkmekle yetindi.


29 Ağustos 2013 Perşembe

7.Bölüm

Yine tanıdık banyo kavgasına uyandı. Son iki haftadır olduğu gibi.. Hemen yan taraftaki banyonun önünde duvarları aşıp gelen bir ağabey kardeş tartışması yaşanıyordu.

Jun Woo:

-Ya, benim acelem var bir kere okula yetişeceğim daha! Jun Se:

-Benim okulum yok mu sanıyorsun? Eğer profesör Kim'in dersine bir kez daha geç kalırsam beni almayacak!

Rae Na duyduklarına dayanarak Jun Woo'nun bir dahaki hamlesinin ne olacağını biliyordu. Tartışmanın tam bu kısmında Jun Woo, Jun Se'yi ittirip içeri girmeye çalışırdı, Jun Se de ona karşılık vermeye kalkınca ikisi birbirlerine girerlerdi ve bir tarafın çekiştirmesiyle yere yığılıp, orada tepinmeye devam ederlerdi. Evet evet, çok çocukça.

Rae Na'ya göre Jun Woo'nun böyle davranması normaldı ama Jun Se ilk bakışta çok daha oturaklı bir tip gibi görünmüştü gözüne. Onun da aynı şekilde çocukça davranması şaşırtıcıydı.

Koridordan gelen patırtıya bakılırsa hala yerdelerdi. "Bari benim bir işime yarasın bu durum" diye düşündü ve yataktan kalkıp önceki gece kapının arkasına astığı havlusunu aldı ve sessizce kapıyı açıp yerdekilerle göz teması kurmamaya çalışarak çabucak yandaki kapıdan banyoya girdi. O kapıyı kaparken hala boğuşan Jun Se durumu farketmişti bile:

-Ya ya ya! Jun Woo kalk üstümden Rae Na girdi yine yaaaa!!

-Ne? PARK RAE NA! HİLE YAPIYORSUN! Çıksana!!

Rae Na tabiki cevap vermedi. 15 dakika sonra işini bitirmişti, havluru saçına sarıp kapıyı açınca kapıya yaslanmış Jun Woo ve Jun Se'nin üzerine yığılmasından son anda kaçabildi. Rae Na:

-N-noluyo ya!

Jun Se:

-Çok garip, hiç ses çıkarmıyorsun. İçeride ne yaptın öyle?

Jun Woo:

-Koku da gelmiyor bak. Cidden ne yaptın ki? Rae Na ters ters baktıktan sonra havlusuna dokundu:

-Kusura bakmayın gençler sıcak suyu birazcık tüketmiş olabilirim. Eh, idare edeceksiniz artık.. Jun Woo:

-YA! BUNA HAKKIN YOK! YİNE Mİ SOĞUK SU YA!

O kendi kendine söylenmek gibi bir gaflete düşünce Jun Se bundan yararlanıp banyoya daldı ve kapıyı kilitledi:

-Benimki en azından ılık olacak!

Rae Na odasına geçip giyinmiş, saçını kurularken Jun Woo'nun annesinin sesi duyuldu:

-KAHVALTI HAZIR HALA GİYİNMEDİNİZ Mİ SİZ!

Rae Na inip herkesi selamladıktan sonra her zamanki gibi masaya babasının yanına oturdu. Tae Sang:

-Rae Na, Jun Woo ve Jun Se uyandı mı? Gelmiyorlar mı aşağıya? Rae Na gülümseyerek:

-Yukarıdaki gürültüleri duymadınız mı, kalktılar tabi. Rae Na'nın babası birden bir şey hatırlamış gibi Rae Na'ya döndü:

-A bak, haplarım bitti demiştin dimi, çıkmadan önce isimlerini bir daha yaz da bugün unutmadan onları alayım. Rae Na kafasıyla onaylarken:

-En az 10 yıldır aynı hapları kullanıyorum ve sen hala bana isimlerini sorup duruyorsun. Bazen babam olduğundan şüphe ediyorum, hayır yani nasıl benim gibi zeki bir kız seninle aynı genleri taşıyabilir ki?

Masaya Tae Sang ve Tae Kang'ı kapsayan belli belirsiz bir gerginlik düştü. Tae Kang bunu bozmaya çalışarak gülümser gibi oldu ve:

-Bakıyorum da pek bir mütevazıyız bugün? Rae Na saçlarını arkaya doğru savurarak:

-Tabi canım, her zamanki halim.

-Ben de harçlığını verirken biraz mütevazı olsam nasıl olur acaba...

Tae Sang gülerek onlara baktı:

-Hyung, ne ilacı? Tae Kang:

-A, anlatmamış mıydım daha önce, kalbi için, Rae Na'nin kalbi için.

Jun Woo'nun annesi endişeyle bakarken:

-Rae Na'nın kalbi, için mi? Rae Na babasını beklemeden bu soruyu cevapladı:

-Doğuştan gelen bir şey. Annemde de varmış, şey gibi, kalbim arada sırada tekliyor. Tae Kang:

-Şakası yapılacak bir şey mi bu? Ritim bozukluğu var işte, daha önce biri 4 diğeri 12 yaşındayken ufak çaplı kalp krizleri geçirdi, 2 DEFA.

Tae Sang:

-Ya hyung, bunu nasıl daha önce anlatmazsın, azımsanacak bir konu değil bu, kalp krizi ne demek??

Tam o sırada Jun Woo merdivenlerden inmiş masaya yaklaşıyordu. Jun Woo:

-Kalp krizi mi? Kim geçirmiş kalp krizini?

Rae Na hala dalga geçer gibiydi, parmağını kaldırdı:

-Yaa, ablanız neler gördü geçirdi..

Tae Kang bu şakanın uzamasından rahatsız olmuş gibiydi:

-Rae Na, uzatma, gerçekten bir şey gördün geçirdin sanacaklar, şakası yapılır mı bunun ya, oldu bitti işte, haplarını alıyor artık, asıl tedaviye reşit olunca başlanacaktı, ah cidden, burada da iyi bir doktor bulmak lazım şimdi.

Tae Sang:

-Takılman gereken bir şey değil bu, buluruz.

Rae Na'nın yanına oturmuş olan Jun Woo ona doğru eğildi ve kulağına:

-Cidden 2 defa kalp krizi mi geçirdin? Nasıl mümkün oluyor ya bu?

Rae Na aynı fısıltıyla cevap verdi:

-Ne olmuş yani ufak çaplılardı işte.

Jun Woo inanamayan gözlerle Rae Na'ya baktı. Bir kız nasıl bu kadar rahat davranabilirdi ya, kalp krizi KALP. Beraber yaşadıkları 2 hafta içerisinde biraz umursamaz bir tip olduğunu anlamıştı zaten ama bu kadarı da fazla diye düşündü. Sağlık sorunlarını da mı takmıyordu yani? Saçma sapan şeyler mi yaşamıştı acaba bu kadar duygusuz bir hale gelebilmek için?

Kahvaltıdan sonra kapıya çıkmış onları okula bırakması için Han Kang Min'i beklerlerken Jun Woo, Rae Na'nın ruh halinin bir anda değiştiğini farketti. Sabahki gibi neşeli değildi. Onu biraz da kızdırmaktan korkarak sakince merak ettiği konuya girdi:

-Kalp krizi geçirmen.. Nasıl desem.. Normal bir durum değil..

-Normal bir durum olsa sence de çok komik olmaz mıydı? Değilse nolmuş, oluyor, atlatırsan yaşamaya devam edip bir sonraki krizi bekliyorsun, onu da atlatırsan bir diğerini. Babam bunu biraz fazla abartıyor ama bence.

-Kızım delirdin mi sen, abartılmayacak bir şey mi sence bu? Hayır yani kalp krizi diyoruz, ölümüne sebep olabilir.

-Herkes bir gün ölecek, benimki kalp krizinden olsa ne farkeder?

-Ölümü çok hafife alıyorsun.

-Sen de daha önce ölen birilerini görmüş gibi konuşuyorsun

-Ne fark eder? Ölmekten korkmak için illa onunla karşılaşmak mı lazım?

-Hayır, ölümle karşılaşmak ve birilerinin ölümüne şahitlik etmek farklı şeyler.

-Peki, sen bunu nereden biliyorsun?

-Daha önce ölen birilerini gördüm.

Jun Woo şaşkınlıkla başını kaldırdı. Rae Na dimdik durmuş, yüzünde aynı zamanda hem gergin, hem de kararlı bir ifadeyle ileriye doğru bakıyordu. Nereye baktığını kestiremedi ama onu daha önce hiç böyle görmemişti. Gerçekten.. Gerçekten ölen birilerini mi görmüştü? Saçmalık.. Ağzından cevabını duyunca hemen pişman olacağı bir soru çıktı:

-Kim?

Rae Na bir milim bile kıpırdamadan aynı soğukkanlılıkla cevap verdi:

-Annem.

Jun Woo yutkundu:

-Ben.. Şey.. Bilmiyordum, annenin..

-Daha önce hiç bundan bahsettiler mi?

-Kimler?

-Annenle baban işte.

-Ben.. Ne bileyim.. İki hafta öncesine kadar babamın çocukluk arkadaşlarının varlığından bile haberim yoktu ki..

-Doğru, daha önce hiç bahsetmemişlerdi dimi..

Jun Woo yine pişman olacağı bir soru sordu:

-Neyden?

-Annemin öldürülmesinden.

Jun Woo gürültülü bir şekilde yutkundu.

-Annen.. Öl-öldürüldü mü? Bilmiyordum-

-Hiçbir şeyi de bilmiyormuşsun sen ya. Gerçi kimse bilmiyor bunu. Ben bile hatırladığım şeyin ne olduğundan emin değilim.

-Niye durup dururken.. Annenden-

-Bugün annemin ölüm yıldönümü.

-Ne??

-Asıl ironik olan ne biliyor musun?

-Eminim babam da farkındadır ama benim moralimi bozmamak için şimdiden sesini çıkarmamıştır. Her sene aynı şeyi yapıyor zaten. Okuldan çıkınca arayıp eve erken gelmemi, anma töreni yapacağımızı da söyler eminim. Hep aynı..

-Bir saniye, sabahki neşeli halin, oyun mu oynuyordun?

-Sana bugün annemin günü diyorum ve sadece sabahki mutluluğumu mu sorguluyorsun? Beynin düşündüğümden daha yavaş çalışıyor sanırım.

Jun Woo cevap vermedi-doğrusu biraz utanmıştı. İçeride tam bir aile saadeti yaşanıyordu ve Rae Na belli etmemeye çalışsa da bu duruma biraz kırgın olduğu ortadaydı. “Haklı da” diye düşündü Jun Woo. Yaşıtlarının annesi, babası, ağabeyleri vardı, Rae Na’nınsa sadece bir babası.. Her şeyden öte, annesi cinayete kurban gitmişti demek.. Aslında bu cinayet olayının nasıl olduğunu da acayip derecede merak ediyordu ama bir pot daha kırıp Rae Na’dan dayak yemek istemediğinden başını öne eğip susmayı tercih etti. Kulaklıklarını takarken Rae Na’nın yürüyerek uzaklaştığını fark etti.

-Rae Na! Nereye gidiyorsun? Hyung birazdan burada olur.

-Hava almak istiyorum biraz. Durağa kadar yürüyüp otobüsle giderim.

Bunları söylerken arkasını bile dönmemişti. Jun Woo biraz-ama sadece biraz oflanarak çantasından kepiyle gözlüğünü bulup taktı ve Rae Na bu durumdan bihaber olsa da peşinden yürümeye başladı. Bir yandan da Kang Min’e mesaj çekip bugün gelmesine gerek olmadığını, babasının bırakacağını, veya bunun gibi birkaç zırvalığı yazdı. Büyük ihtimalle menajeri bu kısa mesajdan kıllanıp onu arayacaktı ama Jun Woo telefonun titreşimini de kapayıp sessize aldıktan sonra çantasının derinliklerine fırlatıp başındaki kepi iyice yerleştirdi ve Rae Na’nın peşinden yürümeye başladı.

Rae Na başını önüne eğmişti, sakin adımlarla yürüyordu, sırt çantasının öne gelen kollarına sımsıkı tutunmuştu. Jun Woo gidip de “Arkandayım ha haberin olsun” diyerek onu kızdırmaktansa o fark edene kadar aralarındaki mesafeyi koruyarak yürümeye karar verdi. Bir kaç defa flaşın patlama sesini duyar gibi oldu ancak çok önemli bir şey yoktu. Herhangi bir fandır belki diye düşündü.

Uzun süre yürüdükten sonra otobüs durağına vardılar. Jun Woo hiç alışık olmadığı biçimde o kadar yürümüş, üzerine bir de 10 dakikadan fazla durakta beklemişti. Rae Na’ysa hala başı önünde, Jun Woo’dan bihaber kendi halinde takılıyordu. Bu normal insanların yaşamı da ne kadar zordu canım.. Ama Jun Woo en büyük şoku yaklaşan otobüsü görünce yaşadı. İçerisi TIKLIM TIKLIMDI!! Bir durakta bekleyen onlarca insana baktı, bir de otobüsün içindeki sürüye ve, o an içinden Rae Na’yı kolundan tutup çekmek, ve Han Kang Min’i geri çağırıp arabaya atlayarak okula, hatta hayır ne okulu, Rae Na’nın rahatça bağırıp çağırabileceği, hatta isterse ağlayabileceği bir yerlere gitmek geçti. (sonra üşendi falan sflgkjdflkjgldkjf tamam tamam biliyorum jun woo ben değil klgdflkjgdflg yani şaka lan ne üşenmesi yok üşenme falan ldfkgjf) Ama yapmadı. Çünkü Rae Na’yı deli gibi kızdıracağını biliyordu. Yine de yapabileceği bir şey vardı..

Yanaşan otobüse doluşmaya çalışan insanların içine Rae Na’yı buldu ve elini sıkıca tuttuktan sonra olabildiğince sarılıp otobüse bindi. Rae Na bir anlık şokla gözleri kocaman açılmış bir şekilde elini tutan sapığa baktı. Onun Jun Woo olduğunu fark etmeseydi büyük ihtimalle çoktan malum yerine tekmeyi basmıştı.

-YA KANG JU-

Jun Woo refleks olarak boştaki elinin işaret parmağını Rae Na’nın dudaklarına bastırıp bağırışını durdurmayı başardı.

-Tamam tamam benim bağırma sakın bu kalabalıkta bir de fanlarım falan çıkarsa öldük demektir. Şimdi bak, seni cama yaslayacağım ve ben de önüne geçip başkalarının sana sürtünmesini engelleyeceğim, tamam mı?

Rae Na daha cevap veremeden Jun Woo onu zorlukla yanaştığı camla kendi arasına almıştı. Sinirle kafasını kaldırdı ve Jun Woo’ya baktı.

-Manyak mısın nesin n’apıyorsun burada?!

Jun Woo gülümseyerek ona iyice sokuldu:

-Mutlu olmadın mı yoksa beni gördüğüne? Bak, bu herkese verdiğim bir hizmet değildir; bugünlük koruyucu meleğin olacağım Park Rae Na.

-Ne koruyucu meleği?? Delirdin mi? Hem biraz çekilsene, nefes alamıyorum!

Rae Na kıvranırken Jun Woo onu daha da sıkı tuttu ve biraz sırtını dikleştirerek aralarına 2 santim daha mesafe koymayı başardı.

-Şimdi nasıl?

-Hala boğucu. Ne diye sıkıştırdın ki beni buraya.

-Ne, yabancıların.. Yabancı adamların.. Seni.. Şey.. Seni taciz etmelerinden daha iyidir değil mi?

-Ne tacizi be manyak mısın paranoyağa bak.

Jun Woo, Rae Naya sus işareti yaparak 1 metre kadar ilerilerindeki kahverengi şapkalı adamı gösterdi.

-Şuradaki adamı görüyor musun, kahverengi şapka ve kırmızı kravatlı olanı.

Rae Na evet anlamında başını salladı.

-2 sokak geriden beri seni takip ediyordu. Ayrıca o 3.düğmeden itibaren iliklenmiş uzun ceketin de altında hiçbir şey olmadığına dair sana yemin edebilirim. Klasik sapık işte, pis tacizci.

-Sen, beni 2 sokak geriden beri takip mi ediyordun?

-Hayır seni evin önünden beri takip ediyorum.

-Neden?

-Ben.. Şey.. İşte.. Korumak için. Dedim ya bugünlük koruyucu meleğinim.

-Nedenini söylemedin ama. Yoksa.. Bana acıyor musun?

-Hayır! Ne alakası var!

-Ne bileyim, sana hiç huyum olmadığı halde kendimle ilgili bir sürü şey anlattım, annemi, öldürülüşünü. Bana acımış olman beni kızdırmıyor. İnsani içgüdüler işte, gayet normal..

-Sana acıdığım falan yok Rae Na! Ben sadece.. Sadece.. Tek başına olmandan hoşlanmıyorum, o kadar.

Bunları söylerken gözü hala Rae Na’ya yiyecek gibi bakan şapkalı adamdaydı. Rae Na’nın ona cevap vermesini beklemeden arkasındaki kadının da kıpırdanmarından rahatsız olduğu gerçeğini de hesaba katarak biraz daha ilerleyip onun iyice sıkışmasına sebep oldu. Ama rahatsız olmaması için bir kolu Rae Na’nın başının arkasında, diğeri tüm vücudunu sarmış bir biçimdeyken başını da şampuan kokan saçlarına gömdü. Dışarıdan görenler onları bir çift sanabilirdi, ama Jun Woo, Rae Na’nın tüm bu yaptıklarını sadece tacize uğramasını engellemek için yaptığını düşünmesini istiyordu. Tamam aslında sebep bu gibiydi ama Jun Woo en temel nedenin bir türlü kendine itiraf edemediği o şey olduğunu biliyordu. Jun Woo, Rae Na’dan hoşlanıyordu.. Kariyere sahip ünlü bir yıldızken, okulunun göz bebeğiyken, gelip kendisini küçük düşüren bu kızdan hoşlanıyordu. İçinde bunun dışında bir de korku vardı, o an Jun Woo, Rae Na’yı gerçekten sevmediğinden korktu. Ya onu gerçekten sevmiyorsa, ya sadece hayatına giren ilk farklı insan olduğu için ona ilgi duyuyorsa? Korktuğu şey bile, sırf bu yüzden Rae Na’yı incitmekti.

Bir anlığına tüm bu aptal düşünceleri kafasından uzaklaştırdı ve Rae Na’nın saçlarını koklayarak içinden bu otobüs yolcuğunun hiç bitmemesini diledi…


5 Ağustos 2013 Pazartesi

5.Bölüm

Tae Jun gözlerine inanamıyordu! Şaşkınlığın üzerinden atıp:

-Rae Na sshi??

Rae Na da aynı şaşkın tonda cevap verdi:

-Kang-Tae-Jun?
-Vay canına! Ne kadar oldu görüşmeyeli, 2 yıl? 3?
-Bi-bilmem. Yani, senin bu okulda olduğunu bilmiyordum aslında-
-Bir saniye, cidden, Kore'de ne işin var?
-Yeni taşındım.

Jun Woo'nun kıskançlık damarları alttan alttan kabarırken Min Hye ondan daha önce davrandı:

-Tanışıyor musunuz siz??

Kang Jun Se çekim ekibine döndü:

-Bence şimdilik bu kadar yeter. Artık toparlanıp çıkalım.

Yönetmen itiraz edecek gibi olsa da mecburen Jun Se'nin dediklerini uygulamak zorunda kaldı. Çekim ekibi yemekhaneden çıkarken Kang Jun Se kardeşiyle vedalaşmak bahanesiyle bir iki dakikaya geleceğini söyledi ve masaya geri döndü. Jun Woo:

-Ya, kameralar gitti işte, sen de gitsene.
-Gideceğim zaten, bir vedalaşayım demiştim sadece.

Eliyle masada oturanlara selam verip tekrar Jun Woo'ya döndü:

-Annem yarın akşam yemeğine eve gitmemizi istedi.
-Banane.
-Ya, annem istedi işte. Akşam yemeği alt tarafı. Yer gidersin.
-Neden durup dururken yemeğe çağırdı ki?
-Babam bir şeyler söyleyecekmiş.
-Baban söyleyince bana da iletirsin o zaman. Gelmiyorum ben.
-Babama ne zaman "baba" diyeceksin çok merak ediyorum. Onu bırak bari annemin hatırı için gel.
-Evet, dimi, benim annem sonuçta, onun hatırı için.
-Hıı, senin annen. Onun hatırı için.
-İyi, bakarız.

Jun Se gülümseyerek kardeşinin omzunu sıvazladı ve geriye dönüp yemekhaneden çıktı. O giderken yemekhaneyi doldurmuş fangörller topluluğu elbette çığlık çığlığaydı.

Jun Woo geri dönüp masaya oturdu.

-Yemeği rahat rahat yesek mi artık?

Min Hye:

-Benim iştahım kaçtı, sınıfta görüşürüz, dedi. Kalkıp hızlı hızlı uzaklaşırken Tae Jun da peşinden fırladı.

Rae Na:

-Min Hye'ın suratı neden asıldı? Yoksa Tae Jun'un anti fanı falan mı? Min Sup:
-Ne anti fanı, Tae Jun bizim çocukluk arkadaşımız. Aynı sitede büyüdük. Kang Jun:
-Geçen yıl Tae Jun Japonca albümü için Japonya'ya gidince araları bozuldu sanırım. Tae Jun hiç konuşmuyoruz diyordu. Hye Na:
-Acayip yakınlardı, her gören sevgili sanıyordu onları. Tae Jun gitmeden önce hiç haber bile vermeden gidince Min Hye da çok sinirlendi. Kang Jun:
-Hayır yani neden sevgili sanılıyorlardı ki? Sadece arkadaşlar, arkadaş. Min Sup:
-Ya! Ne arkadaşı. Tae Jun benimle arkadaş. Min Hye'dan hoşlandığına eminim! Kang Jun:
-Canım Tae Jun erkek, kanı kaynıyordur onun. Min Sup:
-Min Hye'ın ona karşı boş olduğunu nereden çıkardın? Jun Woo:
-Kang Jun.
-Efendim?
-Sanane.
-Ne?
-Min Hye'la Tae Jun'dan diyorum, sanane?
-Yok, yani, ben, ne bileyim, merak- Jun Woo ayağa kalkıp Kang Jun'un kafasını koltuk altına alıp saçlarını karıştırmaya başladı:
-Bence kıskanıyorsun sen kıskanıyorsun. Aigoo bizim Kang Jun'umuz büyümüş de kıskanmayı öğrenmiş!

Rae Na karşısındaki absürd görüntüye dayanamayarak bir kahkaha attı. Onu Hye Na ve Min Sup takip etti, kıpkırmızı olmuş Kang Jun da bozuntuya vermeden gülmeye başladı. Mae Jin ve Jun Woo zaten çoktan kopup gitmişti. Rae Na'nın daha ikinci günden arkadaş grubu mu vardı yani? "Muhteşem bir şeymiş" diye düşündü Rae Na.

***

Min Hye hızlı hızlı yürürken Tae Jun fanlarına görünmemeye çalışarak onu takip ediyordu. En sonunda yemek molası sağolsun bomboş kalan sınıfa girdiklerinde Min Hye sinirle:

-Ya! Kendi sınıfına gitsene sen! Jun Woo'nun sınıfına nakil oldun sanıyordum. Tae Jun:
-O nereden çıktı? Tabiki senin olduğun sınıfta kalıyorum.

Min Hye cevap vermedi. Sandalyesine iyice yerleşip kafasını sırasına gömdü. Tae Jun:

-Şey.. Konuşmayacak mıyız?

Min Hye cevap vermeyince Tae Jun sırasının yanına gidip dizlerinin üzerine oturdu. Ellerini yumruk yapıp havaya kaldırdı.

-Bak, kendimi cezalandırıyorum işte, özür dilerim Min Hye, gerçekten çok özür dilerim. Biliyorum sana haber vermem lazımdı gitmeden önce.

Min Hye yine cevap vermedi.

Tae Jun ellerini indirdi ama dizlerinin üzerinden kalkmadı. Bunun yerine biraz daha öne eğilip sıraya tutundu ve Min Hye'ı ilk Shrek filminden beri çok güldüren çizmeli kedi duruşuna geçti.

-Ya, Min Hye... Biliyorum, hatalıydım, çok çok çok çok çok özür dileriiim.

Min Hye kafasını kaldırıp Tae Jun'a baktı. Ama yine de ağzını açmadı. Tae Jun:

-Bak biliyorum kızgınsın, kızmakta haklısın da, söz bir daha böyle bir şey yapmayacağım, gerçekten bak, Japonya'dayken hep seni düşündüm biliyor musun? Hatta fan meeting'de bir kızı sana benzettiğim için peşinden bile koştum.

Min Hye:

-Madem hep düşündün, ne diye bir defa bile aramadın?

Tae Jun:

-Ben.. şey.. Bana kızgınsındır diye düşündüm..
-Madem sana kızacağımı biliyorsun, niye gitmeden önce haber vermedin? Hem haber vermediysen bile en azından oradayken bir defa da olsa aramalıydın.
-Biliyorum! Ama ne bileyim.. Yüz yüze görüşelim istedim sanırım.. Bak aslında program bir yıl daha uzatılacaktı ama ben seninle görüşebilmek için çabuk bitirdim

Min Hye sinirle ayağa fırlayıp bağırmaya başladı:

-E NE DİYEYİM ALLAH RAZI OLSUN O ZAMAN!! NE DEMEK BU YA! İKİ YIL OLACAKMIŞ DA ÇABUCAK GELMİŞMİŞ. YA BİR YILDIR AKLIN NEREDEYDİ SENİN KOSKOCA BİR YIL!! BANANE YA BİR YIL DAHA KALSAYDIN ŞİMDİ BİR DE KARİYERİNİ ENGELLEYEN KIZ MI OLACAĞIM YANİ?!

Tae Jun kalkıp önünde eğildi ve:

-Min Hye, ne desen haklısın biliyorum, gerçekten, ama gerçekten çok üzgünüm özür dilerim.

Tae Jun doğrulup Min Hye'a doğru ilerledi. Min Hye:

-YAKLAŞMASANA! SİNİRLİYİM ZATEN SANDALYEMİ FALAN KAFANA GEÇİRİRİM GÖRÜRSÜN!
-Ya Min Hye, sen bu kadar sinirli değildi ne oldu birden bire?
-Bak hala birdenbire diyor ya... Ne birdenbiresi 1 YIL 1!!

Tae Jun'un fanları çoktan kapıya toplanmış heyecanla kavgayı izlemeye başlamıştı. Hepsi aynı şeyi düşünüyordu: "Nasıl olmuştu da Min Hye'ı daha önce farketmemişlerdi? Programlarda, televizyonda, konserlerde, fan meetinglerde, Tae Jun'un çocukluk arkadaşım diyerek övüp durduğu kız bu muydu yani? Burada, burunlarının dibinde miydi?"

Tae Jun Min Hye'a sarılmak için bir hamle yaptı. Min Hye tabiki izin vermedi, biraz zorlanarak da olsa Tae Jun'u ittirdi. Fanlardan biri "Oppayı ittirdi oppamı ittirdi oo oppaa!! Öldürelim şu kızı!!!!" diye gerizekalı bir şekilde çığlık atınca Tae Jun nihayet koridorda birikmiş fanları farkedebildi. Gülümseyerek onlara döndü:

-Yok canım, ne öldürmesi ya ittirme falan da yok ortada, biz şey, şakalaşıyorduk biz

Min Hye'a dönüp yalvarırcasına baktı. Min Hye:

-Tabi yok, şakalaşıyorduk alt tarafı, Tae Jun:
-Tabi, en yakın arkadaşım sonuçta değil mi? ARKADAŞ, A-R-K-A-D-A-Ş.

Fanlar tatmin olmuşa benzemese de ders zilinin çalması üzerine tıpış tıpış koridoru boşaltmak zorunda kaldılar. Tae Jun:

-Biliyorsun hep böyle peşimize takılmıyorlardı, yeni geldim ya ondandır.

Min Hye:

-Konuşma benimle.
-Barıştık sanıyordum.

Min Hye cevap vermeden geçip yerine oturdu ve ders kitaplarını çıkardı. Tae Jun da şimdilik daha fazla üstelememeye karar vererek geçip en arkadaki sıralardan birine yerleşti. 1 yıldır özel öğretmenler tarafından evde eğitim görmüştü. Okulu gerçekten çok özlediğini farketti..

****

Rae Na, Hye Na ve Min Sup'un koluna girmiş, sınıfa doğru yürürlerken gülerek eski yaşamından bahsediyordu, aslında Amerika'daki yaşantısına bakınca burası da git gide daha eğlenceli bir yer haline geliyordu.

Hemen arkalarından onları takip eden Jun Woo, Mae Jin ve Kang Jun'sa "ellerinde olmadan" kulak misafiri oluyorlardı Rae Na'nın anlattıklarına. Jun Woo:

-Rae Na Amerika'da mı doğdu? diye sordu Kang Jun'a.

Kang Jun:

-Evet, daha önce bir kere bile Kore'ye gelmedi. Aslında hiç gelmezlerdi de, annesinin ölümünden sonra bayağı dışlanmış arkadaşları tarafından, amcam öyle anlatıyordu en azından.
-Annesinin.. Annesinin ölümü mü?
-Evet, 5-6 yıl önce. Nasıl öldüğünü bilmiyorum, kaza deyip duruyorlar ama bence öyle değil. Rae Na'nın Amerika'yı bu kadar severek anlattığına bakma, orada da rahat değildi aslında. Bence Kore'yi sevmemesinin tek nedeni burada da yalnız kalmaktan korkması sanırım.
-Arkadaşları ne diye dışlamış ki?
-Ya aslında annesi ölene kadar annesinin ailesinin de yardımlarıyla oradaki özel bir okula gidiyordu, annesi öldükten sonra amcam-ki neden hiç bilmiyorum- Rae Na'yı da alıp başka bir eyalete kaçmış, orada yeni bir okula yerleştirmiş. Ama ne bileyim eskisi gibi kimseyle arkadaş olamamış işte. Babam da bir kaç yıldır ısrar edip duruyordu buraya taşınmaları için, burada biz de yanlarında oluruz diye. En sonunda ne olduysa amcam kabul etti. Gerçi bence bu kadar çabuk gelmeleri çok şüphe uyandırıyor. Neden orada hiç toparlanmadan, sadece 2-3 bavulu alıp geldiler ki? Neyse neyse. Rae Na duymasın şimdi.

Jun Woo başını sallayıp önüne baktı. Ne kadar ilginç bir yaşamı vardı bu kızın...

***

Rae Na ucuz moteldeki odalarına girip içeriye bir göz gezdirdi. Babası gelmiş miydi acaba? Çantasını çıkarıp yatağım yanına koyarken babası banyodan çıktı:

-A, geldin mi? Nasıldı bugün okul?

Rae Na gülümseyerek cevap verdi:

-İyii
-Rae Na, yarın çıkışta beni bekle tamam mı, seni ben alacağım.
-Ne?
-Akşam yemeğine davetliyiz.
-Kime?
-Eski bir arkadaşıma.
-Kim?
-Seni çok tanıştırmak istediğim birisi. Gidince görürsün kim olduğunu.
-Yaa, niye şimdi söylemiyorsun?
-Sanki adını söylesem tanıyacak mısın? Gidince görürsün işte.
-Tamam ya.. Yiyecek ne söylesek bugün? Kurt gibi acıktım!

Tae Kang gülümsedi ve çekmecenin üzerindeki kartvizitleri karıştırdı. Pizza mı söyleselerdi ki acaba?

***

-Rae Na, ya biliyorum söz vermiştim de, biraz gecikeceğim ben, sana adresi mesaj atsam, kendin gidebilir misin? 2 otobüs zaten, sonra da azıcık yürümen lazım. Bekleme şimdi beni okulda.
-Baba... Neyse ya tamam gönder sen adresi ben bulurum.

Rae Na'nın somurttuğunu gören Hye Na yanına geldi:

-Ne oldu?
-Sorma. Bugün sözde babamın bir arkadaşına yemeğe gidecektik, babamın gelip beni alması gerekiyordu. Ama işi çıkmış kendin git orada buluşalım diyor. Ya ben nereden bileyim sokakları nasıl gideyim Allah Allah..
-Adrese bir bakayım.

Rae Na babasından gelen mesajı açıp telefonu Hye Na'ya uzattı.

-Benim istikametimde. Otobüse beraber bineriz, inince gideceğin yolu da tarif ederim. Kolay zaten. Ne diye hemen somurtuyorsun ya.
-Yok canım ne somurtması. E gidelim o zaman? Min Hye'la Min Sup nerede kaldı ya..

Hye Na ve Rae Na çoktan çıkmış, bahçenin kapısında ikizleri bekliyorlardı. En sonunda okuldan çıkmış sinirle kendilerine doğru gelen Min Hye'ı gördüler, neden sinirlendiğini anlamak için arkadan gelen Tae Jun ve Min Sup'u görmeleri yetti bile. Hye Na:

-A sahi, sen Tae Jun'la nereden tanışıyorsun?
-Şey, Amerika'dayken Tae Jun'un bir konserine gitmiştim, arkadaşım büyük fanıydı. Konserden önce acayip biçimde çişim geldi, ben de korumalara çaktırmadan sahnenin arkasına geçip tuvaletleri aramaya başladım
-Konser salonunda tuvalet yok muydu ki?
-Kızım biraz mantık, kulise yakın olan tuvaleti ünlüler kullandığı için en temiz olan tuvalet de orasıdır. Neyse işte, tuvaletten çıktım dönerken beni gördü, gözleri farkedince Asyalı mısınız falan dedi. Öyle tanıştık işte. Sonra o dönmeden önce bir iki gün daha görüştük ona Amerika'yı gezdirdim falan. Gerçi Astrid fanı olmasaydı kim olduğunu bile bilmezdim.
-Vaay, çok havalısın be Rae Na.

Rae Na gülümseyerek Min Sup'la Tae Jun'a el salladı. İkisi yanlarına varınca beraber sinirli sinirli önden giden Min Hye'ı takip ederek yürümeye başladılar.

Arkadaki siyah arabada ön koltukta Han Kang Min ve Mae Jin, arkada Jun Woo ve Kang Jun oturmuş Jun Woo'nun nazını bekliyorlardı.

Jun Woo heyecanla:

-AH! ÇIKTILAR ÇIKTILAR! Hyung, bak orada, görüyor musun, 4 kız bir erkek. Onların peşinden gidelim. Mae Jin şaşkınlıkla arkasını döndü:
-Rae Na'yı mı.. Takip etmek istiyorsun? Kang Min:
-Rae Na kim?
-Şu ortadaki, Tae Jun'un dibinde. Ya Jun Woo, noluyoruz?

Jun Woo onları hiç duymamış gibi yumruklarını sıkarak:

-Ya bu çocuk neden hep Rae Na'nın dibinde? Hem nereden tanıyor ki onu? Cidden şimdi gidip dalacağım ama! Acaba Rae Na'nın evi çok mu uzak? Hiii bir de tutup eve bırakmaya kalkmasın?! Kan çıkar valla kan!

Mae Jin ve Kang Min arkalarını dönmüş şaşkın şakın bakarlarken Jun Woo'nun yanında oturan Kang Jun da gözlerini kısmış söyleniyordu:

-Min Hye'ı neden hala sinirlendiriyo acaba? Hayır kardeşim olmuyorsa zorlamayacaksın.

Kang Min yeğenine baktı:

-Ya Mae Jin, bunların derdi ne?

Mae Jin omuzlarını silkti.

-Ne bileyim.

Tae Jun hemen ileride kızlardan ayrılıp arabasına yönelince Jun Woo tekrar heyecanla:

-Ya hyuuung, takip etsene, palli pallee..

Han Kang Min:

-Sırf  merak ettiğimden yapıyorum bunu bak..

Siyah minibüs hareketlendi ve kızların peşine takıldı.

--BÖLÜM SONU--


19 Temmuz 2013 Cuma

2.Bölüm


The Greatest Love OST-Destiny

 Jun Woo sinirle eline geleni yere fırlatırken Mae Jin son bir defa şansını denedi;

-Jun Woo? Biraz sakin -
-Ne sakini ya! Kızın bana herkesin ortasında ne yaptığını görmedin mi?!! Bana bağırdı, bana, B-A-N-A!!
-Eminim sadece kötü anına denk gelmiştir-
-KÖTÜ MÜ? BANANE YA GÖRMEDİN Mİ BANA BAĞIRDI!! TÜM OKUL DALGA GEÇECEK ŞİMDİ BENİMLE!
-Yok canım, o kadarı yemez dalga falan geçemezler, diyerek araya girdi Kang Jun.
-KANG JUN SEN ZATEN SUS!! Kızın gitmesine izin verdin ya!!
-A sahi, sen onu nereden tanıyorsun Kang Jun? diye sordu Mae Jin. Kang Jun eliyle ensesini sıvazlarken biraz uflanarak cevap verdi;


-O.. Şey, o benim.. Mae Jin'in suratına muzip bir ifade yerleşti;
-Yoksa, elinden geçirdiğin kızlardan mı? Veya.. Eski sevgilin mi?
-NE ELDEN GEÇİRMESİ!! ESKİ SEVGİLİM FALAN DEĞİL!
-Tamam ya sakin ol ne dedik sanki...
-Şey o benim.. Kuzenim.. Hani diyordum ya amcam Amerika'da, arada yazları orada geçiriyorum falan diye, oradaki kuzenim işte-
-Hani şu çok güzel falan dediğin?! dedi Jun Woo. Besbelli afallamıştı.
-E-evet
-YA!! NE GÜZELİ BE!! YARATIK GİBİYDİ BİR KERE!
-Hoop, kuzenime yaratık gibi falan deme. Mae Jin;
-Yani Jun Woo sen de abarttın, bence yaratık gibi falan değildi. Bacaklarını görmedin mi?
-YA! Kuzenimin bacaklarıyla ilgili konuşma!
-İyi be...

Kang Jun Woo depodaki eşyaları rahat bırakıp Kang Jun'la Mae Jin'in oturduğu kanepenin karşısına geçti.

-Şimdi bak, sakin olmaya çalışıyorum, ama ... Kuzenin olması şu an çok umrumda değil desem kabalık etmiş olur muyum?

Kang Jun ters bir bakış attı.

-Evet.
-Ama sen de biliyorsun, hatalı olan o! Önce gelip pantolonumu mahvetti, sonra özür dilemesi gereken yerde bana bağırdı çağırdı.
-Eminim onun da bir açıklaması vardır. Rae Na bu kadar sinirli bir kız değildir, hem sen de az değildin. Kız sana halledeceğini söylemişt-
-YA BANA BAĞIRDI!
-SEN DE ONA BAĞIRDIN!! ŞU AN DA BİZE BAĞIRIYORSUN!!
-Tamam, tamam, sakinim. Ama bak söylüyorum, git o kuzeninle konuş benden özür dilesin.
-Onunla konuşmaya gitmem lazım zaten, bugün geleceğini bile bilmiyordum. Ama yine de sen de yumuşa biraz. Çok kaba davrandın.
-Kang Jun... Bak yine sinirleniyorum...
-Neyse ne, hadi sınıfa çıkalım artık, derse geç kalıyoruz, dedi Mae Jin ve Junwoo'nun kuruyan pantolonunu uzattı.

Beraber spor salonunun çoğu öğrencinin habersiz olduğu deposundan çıkarlarken Kang Jun'un telefonu çaldı.

-Efendim baba.
-Ah Kang Jun, dün söylemeyi unutmuşum Rae Na bugün geliyor, hatta belki gelmiştir de.
-Geldi geldi....
-A, karşılaştınız mı?
-Şey, pek karşılaşmak denemez, neyse bunu söylemek için mi aradın?
-Yok bir de, müdürden Rae Na'nın sizin sınıfa alınmasını rica ettim. Kang Jun oğlum bak amcanın durumunu biliyorsun zavallı buraya gelmek zorunda kaldı ama Rae Na ondan daha berbat durumda. Kızcağızın tüm düzeni alt üst oldu, Korece'si bile yeterli değil ama buraya alışmak zorunda. Ona biraz yardımcı ol diyecektim.
-Bir dakika-Rae Na bizim sınıfa mı kaydoldu??
-E-evet, ne oldu? Ne bileyim, tanıdığı bir sen varsın, yardımcı olursun diye düşünmüştüm.
-Tabi tabi.. Neyse benim derse yetişmem lazım kapıyorum.


Kang Jun yardımcı olurdu olmasına da Jun Woo için aynı şeyi söyleyemezdi, şimdi bir de aynı sınıfta olduklarını öğrenince kuduracaktı kesin. En iyisi söylememek, diye düşündü Kang Jun. Nasılsa sınıfa girince görecekti, şimdiden kudurtmanın bir anlamı yoktu.

***

Sınıfa girdiklerinde Rae Na daha gelmemişti. Kang Jun ve Mae Jin en arkadaki sıralarına geçerken Jun Woo da her zamanki gibi önlerine geçti. Jun Woo:

-Herkes bana bakıyormuş gibi hissediyorum. Kang Jun:
-Herkes sana bakıyor zaten. Bahse girerim pantolonu nasıl temizlediğini merak ediyorlar. Bak senin saesangler gelmişler, kapıdalar. Kesin olayı kaçırdıklarına yanıyorlardır, veya sen pantolonu temizlemek için çıkardığında yanında olmadıklarına. İlginçler gerçekten.
-Ya Kang Jun-ah, sussana bi, diye fısıldadı Mae Jin. Jun Woo sinirle arkasına döndü:
-Senin o kuzenini elime geçirince PAR-ÇA-LA-YA-CA-ĞIM. Mae Jin:
-Sakin ol, az sonra kantine inip Kang Jun'un bir kaç kızla grup yaptığına dair dedikodu çıkarırım, senin skandalın yerine bu bomba gibi düşer, öğleden sonraya unutmuş olurlar.
-Hep beni kullanın zaten hep beni, diye söylenen Kang Jun, Mae Jin'in sinirle ona baktığını görünce sustu.

Bir kaç dakika sonra öğretmen arkasında Rae Na'yla beraber sınıfa girdi. Jun Woo o sırada başını sıraya koymuş uyumaya çalışmakla meşgul olduğundan bunu farketmedi bile.

-Günaydın. Sizi yeni arkadaşınızla tanıştırayım, kendini tanıt. Rae Na şaşkın şaşkın öğretmene baktı.
-Nasıl tanıtayım?
-Doğru, tabi, bilmiyorsun büyük ihtimalle. Mesela, selam ver, adını söyle. Eklemek istediğin bir şey olursa da çekinme.
-Ah, peki. Merhaba, ben Park Rae Na, dedi ve bir şey eklemeden kısaca kestirip attı Rae Na.

Park Rae Na ismini duyan Jun Woo hızla kafasını kaldırıp tahtanın yanında öğretmene bakan Rae Na'yı gördü. Sinirle yumruklarını sıktı. Bir de aynı sınıfa mı düşmüşlerdi?!

-Tamam, bakalım.. Sınıfta başka yer olmadığına göre Kang Jun Woo'nun yanına geçebilirsin, diyerek eliyle Jun Woo'yu işaret eden öğretmene inanamayan gözlerle baktı Rae Na. Bu uyuzla aynı sınıfa mı düşmüştü?!
-Ama.. Şey.. Başka...

Kang Jun öne atıldı.

-Saem! Şey, bilmiyorum duydunuz mu, Rae Na benim kuzenim, isterseniz ben Jun Woo'yla yer değiştireyim, hani beraber oturursak Rae Na daha kolay adapte olur

Rae Na heyecanla kafasını salladı. Öğretmen tam konuşmak üzereyken Jun Woo:

-Yoo, neden, benimle otursun. Ben de yardımcı olurum onun adapte olmasına.

Kim bilir Jun Woo'nun aklından neler geçiyordu. Kang Jun bir süre şaşkın şaşkın bakarken öğretmen bunun Jun Woo'nun imajı için de çok yararlı olabileceğini düşünüyordu. Okullarındaki top star yeni öğrenciye eşlik ediyor..

-Bence de, Kang Jun, hiç yerini değiştirme. Rae Na, sen de hadi Jun Woo'nun yanına geç.

Rae Na itiraz edemeden gidip Jun Woo'nun yanına oturdu. Sınıfta özellikle Jun Woo'nun fanlarının fısıltıları yükselirken Jun Woo Rae Na'nın kulağına eğildi:

-Tenefüste görüşeceğiz, değil mi?

Jun Woo piç piç gülerken Rae Na duymamış gibi yaptı.

***

(solda) Jung Min Sup - Jung Min Hye (sağda)




 Kim Gun Mo - Oh La La
(My Girlfriend is a Gumiho OST)

-Nasıl ya, kız bildiğin Jun Woo'ya bağırmış mı ahahahahahahaahahah
-Ya Min Sup, gülmesene, zavallı Jun Woo nasıl üzülmüştür şimdi, dedi Min Hye.
-Manyak mısın nesin ne üzülmesi, hak etmiş şerefsiz, ne diye bağırıyor kıza herkesin ortasında ahahahhahaha.

Hye Na'nın geldiğini görünce Min Hye o tarafa döndü:

-Ya Hye Na, şu sümsüğe bir şey söyle, gülüp duruyor sinirlerimi bozuyor
-Noldu neye gülüyor ki?
-Hani şu sabahki olay, kızın teki Jun Woo'ya bağırmış rezil etmiş ya ahahahahaha, diye karşılık verdi Min Sup. Hye Na:
-Haa onu diyorsunuz. O kız bizim sınıfa kaydolmuş. Min Hye:
-Oha, oppa nasıl da sinirlidir şimdi! Min Sup:
-Ne oppası ya, çocuk yan sınıfta ya aynı yaştasınız ne her gördüğüm yakışıklıya oppa oppa diye sarıyorsun ki?
-Bir defa o herhangi bir yakışıklı değil, aramızda en fazla 10 metrenin olduğu bir yakışıklı. Biraz akılan be Min Sup, eğer bu kadar yakınında bir idol görürsen üstüne atlamalısın. Hye Na:
-Bana Jun Woo'dan çok Kang Jun'un üstüne atlamak istiyormuşsun gibi geliyor.
-Ne Kang Jun'u be? Ne yapayım ben o playboyu?!

Min Sup kardeşinin Kang Jun'a karşı pek de boş olmadığını biliyordu ama üstelerlerse iyice inkar edeceğinin de farkındaydı. Konuyu değiştirmeye çalıştı:

-Hye Na, o kız diyordun, sizin sınıfa mı kaydolmuş cidden?
-Evet, ismi Rae Na. Kang Jun'un kuzeniymiş. Min Hye heyecanla atladı:
-NEEY? Kuzeni miymiş?!
-Evet, hatta Rae Na'yı kendi yanına oturtmaya çalıştı. Biliyorsunuz aslında Jun Woo, Mae Jin ve Kang Jun'un önünde tek başına oturuyor. Hoca da dedi ki tek boş yer orası Jun Woo'nun yanına geç. Kang Jun da Jun Woo'yla yer değiştirmek istedi ama Jun Woo izin vermedi, ben otururum dedi
-NAPTI NAPTI? Bir dakika, şimdi, kız, Kang Jun'un kuzeni olduğu için mi kendine bu kadar güveniyormuş da Jun Woo'ya sataşmış? dedi Min Hye.
-Orası daha ilginç. Galiba kız Junwoo'nun kim olduğunu bilmiyor. Min Hye:
-Hadi canım, nasıl bilmez, Jun Woo o, koskoca Kang Jun Woo.
-Ne bileyim. Kız zaten Amerika'dan geliyor. Kang Jun da bugün geleceğini bilmiyormuş, sabahki o karmaşada karşılaşmışlar. Min Sup:
-Ya uf bizene? Min Hye:
-Kızım manyak mısın ne demek bizene? Oppalar elden gidiyor ya nereden çıktı ki bu kız v.v
-Belki o kadar da kötü birisi değildir. Hye Na:
-Zaten kötü bir kıza benzemiyor. Sınıf başkanı bugün bir tane daha sıra getirecekmiş sınıfa. Aslında, sırasını benimkinin yanına koysun diye düşünüyorum.
-Neden?
-Dong Joo'yu biliyorsunuz değil mi, yanımda oturan çocuk.
-Ha hani şu şişman, gözlüklü olan.
-Evet o , iki gündür onu bacaklarıma bakarken yakalıyorum. Acayip rahatsızlık verici. O gitsin arkada tek otursun Rae Na da benim yanıma geçsin. Min Sup:
-O değil de.. Sizce de olanlar Monstar'daki olaylara benzemiyor mu? Min Hye:
-Yaa! Saçmalama, her olanı da saçma sapan dizilerine bağlama lütfen!
-İyi be, ne kızıyorsun? Hye Na, Jun Woo'nun fanları ne yapıyor?
-Ne yapacaklar, kimisi kapıya kimisi cama tünemiş hasetlerinden kuduruyorlar. Ben sınıftan çıkarken Rae Na Kang Jun'a onların kim olduğunu soruyordu. Diyorum ya kızın daha Jun Woo'nun kim olduğu hakkında en ufak bir fikri yok. Min Hye:
-ya, biz de gidelim mi?
-Nereye?
-Senin sınıfına işte. Hadi hadi acayip merak ediyorum oranın durumunu. Sizin sınıfta oturalım. Kalkın kalkın.

***

Kim Young Min - Cellogic
(Boys Over Flowers OST)

Rae Na yan yan kapıda birbirini ittirip duran kızlara baktı. Hemen yanındaki Jun Woo'ysa sanki yemin etmiş gibi çakılıp kalmıştı o sandalyeye, bir türlü kalkıp gitmiyordu ki Rae Na rahat rahat başını koyup uyusun. Kang Jun önündeki masaya oturup sandalyesini ters çevirdi.

-Eee Rae Na, nasıl gidiyor? Bugün geleceğini bilsem biraz daha hazırlıklı olurdum.
-Mesela arkadaşlarının çenesini bağlayabilirdin değil mi?

Jun Woo ters bir bakış attı ama Rae Na yine umursamadı.

-Neyse. Yalnız Kang Jun.. Şeyi soracaktım.. eliyle kapıdaki kızları işaret etti, Bu kızların derdi ne?
-A onlar, Jun Woo'nun fanları.
-Fanları mı? Ne fanı be manyak mısınız okulda fan mı olurmuş? Hayır ortamı soğuttukları falan da yok ki..
-Espri yapmaya çalışma Rae Na, okulla alakası yok ki. Fan işte, hani ELF'ler, Shawol'lar gibi.
-Bu çocuğun niye o tarz fanları var ki??

Jun Woo sinirle öne doğru eğildi ve kendini tutamayarak bağırdı:

-Çünkü ben bir idolüm idol anladın mı! Yok canım, sende nerede o beyin? Rae Na da bağırarak karşılık verdi:
-Ne bağırıyorsun be! Aman canım, Kore'de ünlenmek de ne kolaymış, senin gibi sümüklüyü bile yıldız yaptıklarına göre!

Fanlar bağrışmayı ve özellikle Rae Na'nın son söylediklerini duyunca daha da fazla kudurdular ve sınıfa girmeye çalıştılar. O sırada Min Sup'un sesi duyuldu:

-YAA!! ÇEKİLSENİZE BE ŞURDAN! HAYIR SINIFA GİRECEKSENİZ GİRİN GİRMEYECEKSENİZ DEFOLUN GİDİN BİZİM DE YOLUMUZU KESMEYİN! ALLAH ALLAH YA!!

Hye Na Min Sup'un kolundan tuttu ve kulağına fısıldadı.

-Ne huysuzlanıyorsun ya gireriz şimdi..

Fanlar yolu açıp Hye Na, Min Hye ve Min Sup'un geçmesine izin verdiler ama koridoru da boşaltmayıp sınıfın içini izlemeye devam ettiler. Min Sup sinirle geçip Hye Na'nın sandalyesine oturdu. Kang Jun:

-Hye Na! Ben de seni arıyordum, derste söylemiştim, Rae Na benim kuzenim, şey diyordum, ona biraz okulu falan gezdirseniz- Rae Na:
-Çocuk muyum ben ya? Hye Na:
-Tabi, olur.

Hye Na yanına gidip Rae Na'ya elini uzattı.

-Ben Song Hye Na. Bunlar da, ikizleri göstererek, Jung Min Hye ve Jung Min Sup. Yan sınıftanlar. Kang Jun az biraz patavatsızdır ama çocuk gibi davrandığı yok sana. (Rae Na'nın kulağına eğilerek fısıldadı) Bence senden korkuyor, senden ve gidip yine Jun Woo'yla dalaşmandan. Çok iyi yapmışsın bugün. Bence Kang Jun'u daha fazla korkutma, hadi dışarı çıkalım.

Rae Na gülümseyerek başıyla onayladı. Kalkarken Jun Woo'ya ters bakışlar atmayı da ihmal etmedi tabiki.

***

P!nk - Love Song

Bahçedeki banklardan birine yerleştiler. Min Hye:

-Voa, cidden Amerika'da mı yaşıyordun şimdiye kadar?
-Eh, Korece'yi bir türlü düzgün konuşamamamdan anlaşılmıyor mu?
-Yok ya, bence gayet de beceriyorsun. Ama var ya Rae Na, suratın çok tanıdık geliyor bana. Daha önce hiç Kore'ye gelmediğine emin misin?
-Yoo, gerçekten ilk defa geliyorum, hiç ziyaret etmedim daha önce burayı. Hye Na:
-Annen mi Koreliydi baban mı?
-Babam. Aslında annem de baba tarafından Koreliymiş ama Amerika'da doğup büyümüş, ama o benden de beterdi, Korece'yi bile konuşamıyordu.
-O zaman onun için daha zor olmuştur buraya gelmek. Rae Na sessizce cevap verdi:
-O buraya, gelmedi, aslında, şey, onun da gelmesini isterdim tabi ki ama bu saatten sonra mümkün değil.
-Neden ki?
-Şey.. 6 yıl önce vefat etti çünkü. Hye Na kızardı:
-Ben.. Özür dilerim hiç aklıma gelmedi-
-Yoo sorun değil, hep aynı açıklamayı yapıyorum zaten. Senin sorduğun iyi oldu. Rae Na'nın gülümsemesine Hye Na da karşılık verdi.

Rae Na banka iyice yaslanıp gerindi. İlk günden arkadaş bulmanın bu kadar kolay olacağını tahmin etmemişti. Gülümseyerek gözlerini gökyüzüne dikti. Annesi oralarda bir yerde olmalıydı, değil mi?

Bruno Mars-Today My Life Begins



17 Temmuz 2013 Çarşamba

1.Bölüm


P!nk-Family Portrait

Rae Na son bir defa küçük evlerinin şu anda bomboş olan duvarlarına baktı. Amerika'dan ayrılmak tabiki kolay olmayacaktı ama bu kadar zorlanmayı da beklemiyordu.

Kore hakkında bildikleri çok azdı. Koreceyi babası sağolsun öyle veya böyle konuşuyordu ama hangul harflerini daha önce hiç kullanmamıştı, yazamazdı onlarla. Bunun dışında, evinden ayrılmak en zor olanıydı. Burası annesini en son gördüğü yerdi, annesiyle tüm hatıralarını bu evde yaşamıştı. Buradan ayrılmak istemiyordu ama mecburdu. Gerçi babasının neden bir anda tüm hayatı boyunca kaçtığı ülkesine dönmek istediğini de bilmiyordu. 

Rae Na'ya hiç bir şey anlatılmazdı zaten. Ama o aptal bir kız değildi. Annesinin yıllar önceki zamansız ölümünün sebebinin babasının peşindeki adamlar olduğunu biliyordu. Ama babasına da kızamazdı. Her ne olduysa geçmişte yaşanmış ve bitmişti - değil mi? Sürekli kendi kendine atıp durduğu bu yalanlara kendisi bile inanamıyordu artık.

-RAE NA! Çıkmıyor musun artık?!
-Geliyorum baba!

Rae Na son bir defa küçük dairelerinin ışığını kapadı ve dışarı çıktı.

Burayı özleyecekti ama kendine yeni bir amaç da belirlemişti. Liseyi Kore'de bitirse bile Amerika'ya dönecekti. Hayatını hiç bilmediği bir ülkede geçirmeyecekti, geçirmemeliydi.

****

-YA KANG JUN WOO!!

Han Kang Min artık dayanamayıp odaya daldı ve kim bilir kaçıncı uykusunda olan gencin üzerindeki yorganı bir anda çekti.

-SEN HALA UYUYOR MUSUN! YA HAYIR ANLAMIYORUM BİR SAATTİR YIRTINIYORUM AŞAĞIDA GÜRÜLTÜDEN DE Mİ RAHATSIZ OLMUYORSUN?!

Çocuk en sonunda biraz yaşam belirtisi göstererek kıpırdandı ve kendi kendine mırıldanmaya başladı.

-Ne gürültüsü ya kim gürültü yapıyo? Duymuyorum ben öyle bir şey.

Kang Min son bir azimle Jun Woo'yu tişörtünden tutup çekti ve doğrulmasını sağladı.

-Okul diyorum, okul, hani gitmen gereken?
-Ya hyung, okulu biraz daha geç saate alamaz mısın? Programı falan var de.

Jun Woo tam tekrar yatmak için yeltenirken Kang Min yine kendine doğru çekti.

-Hayır, başkan başka hiçbir idole sana gösterdiği kadar ilgi göstermiyor biliyor musun? Her sabah sırf senin okula gidip gitmediğini sormak için beni arıyor. Seni de değil, beni. Ben alt tarafı senin menejerinim canım, ebeveynin değilim vasin  değilim ne diye beni bu kadar uğraştırıyorsun anlamıyorum. Hayır bir de okula gidiyorsun da ne oluyor orada kabadayılanıp imajını sertleştirip geri dönüyorsun bir işe yaradığı da yok. Ama sen gel bunu bir de başkana anlat.
-Hyung, peki, kalkıyorum, gerçekten kalkıyorum, lütfen sus..

Kang Min elbette ki işini garantiye almadan odadan ayrılmayacaktı. Junwoo tekrar yüzüstü uzanmaya çalışırken onu kolundan kaldırıp tuvalet kapısına yolladı.

***
Jun Woo arabadan inince etrafın fanlarla çevrili olmadığını görünce biraz şaşırdı ama rahatlamıştı da, saseangleri en sonunda biraz nefes almasına izin mi veriyorlardı acaba?

-Ya Jun Woo! Buradayız!

Okulun kapısında onu bekleyen Mae Jin ve Kang Jun'u görünce gülümsedi ve hızla yanlarına gitti.

-Günaydın!
-Ne o bayağı neşelisin bugün.
-Saseanglar etrafta değiller, sakinliğin sesini siz de duyamıyor musunuz? Duyamazsınız tabi, etraf ilginç bir şekilde sessiz çünkü! Harika değil mi?

Kang Jun suratında 5 metre bir gülümsemeyle bir kolunu Mae Jin'in, diğerini Jun Woo'nun omzuna attı;

-O zaman, hani diyorum hazır bu huzuru yakalamışken, bugün ufak bir iki kaçamak mı yapsak?

Mae Jin elbette ki ilk karşı çıkan oldu ve arkadaşlarını omuzlarından tutup okula doğru ittirdi.

-Hayır, içeri giriyoruz, hadi. Bugünkü hiç bir dersi kaçıramayız.
-Sanki başka bir gün gidelim desem geleceksin, diye kendi kendine söylendi Kang Jun.
-Kang Jun, bu defa ben de Mae Jin'le aynı fikirdeyim, 2 metre arkada hyungun hala beklediğinin farkında değil misin? diye Kang Jun'un kulağına fısıldadı Jun Woo.

Kang Jun yavaşça arkasını dönüp Jun Woo'nun bahsettiği tarafa bakınca arabanın kaputuna yaslanmış, elleri birbirine kenetlenmiş,  yanakları gözlerine giricekmiş gibi kocaman gülümseyen Han Kang Min'le karşılaştı. Kang Min aynı korkutucu gülümsemeyle sol elini kaldırıp Kang Jun'a ufak bir selam çakınca Kang Jun direk asker duruşuna geçti ve Kang Min'inki gibi büyük ve zoraki bir gülümsemeyle karşılık verdikten sonra yavaşça arkasını döndü. Mae Jin'in kulağına doğru eğilip;

-Bak söylüyorum sana, dayına en kısa zamanda bir kız ayarlamalıyız. Hep Jun Woo'yla uğraş uğraş nereye kadar?

Bu defa Jun Woo kolunu Kang Jun'un omzuna attı.

-Gereksiz şeylere çok fazla kafa yoruyorsun, çok..

Üçlü beraber okula doğru yürümeye başladılar.

İşin aslı Jun Woo arkadaşlarına karşı ne kadar sıcakkanlıysa okulun geri kalanına tam tersiydi. Öğrencilerin hiçbirini sevmiyor ve herhangi bir yakınlık belirtisi göstermiyordu. Okulun ilk yılında bir erkek öğrenci yanlışlıkla pna çarpmıştı, Jun Woo da kendini tutamayıp ona  bağırmıştı- bir kaç kaba söz kullanıp aşırıya da kaçmış olabilirdi tabi.. O günden beri ilginç bir şekilde erkek öğrenciler ona saygıyla yaklaşır- veya yaklaşamazken kızların hayranlığı daha da artmıştı. Hayır artık kimse ona veya arkadaşlarına bulaşmıyordu, aksine onlara saygı duyuyorlardı. Hatta Boys Over Flowers dizisindeki gibi kendileri kapıdan girip koridordan geçerlerken ellerindeki her şeyi bırakıp sessizce geçmelerini bekliyordu. Jun Woo ufak bir çocuğa bağırdı diye her şeyi muhteşem bir düzene gireceğini bilemezdi tabi ve o çocuğa bağırdığı her saniye için şükrediyordu.

Alışıldık bir şekilde onlar içeriye girerlerken herkes elindeki işi bırakıp onlara odaklandı. O sırada 1.sınıfların başkanı Dae Ji Su elindeki ağır boya kovasını spor salonuna taşımaya çalışıyordu. Herkes elindeki işi bırakınca doğal olarak onun da hareketleri iyice yavaşladı ve o Jun Woo serserisinin geçmesini bekleyen aptallara belli etmeden aradan geçmeye çalıştı.


***

Hiç bir şey doğru gitmiyordu. Rae Na daha önce hiç okul üniforması giymemişti ve belki de bundan gelen bir beceriksizlikle ütü yapmak nedir nasıldır hiç bilmezdi, aynı babası gibi. En sonunda gömleği ütülemekten vazgeçti ve eliyle düzeltip üzerine geçirdi, ısınsın diye fişe taktığı saç düzleştiricisini de eteğinin kırışmış yerlerini düzeltmek için kullandı. O bununla cebelleşirken dakikalar çabucak geçmişti tabi ki. Kolundaki saate bakıp daha büyük bir çığlık kopardı ve eteği de geçirip çantası sırtında, kırışmamaları için düzgünce çantasına yerleştiremediği kayıt belgeleri elinde, yarım yamalak bağlanmış bez ayakkabıları ve eteği sağolsun zaman bulup şekil veremediği kabarık saçlarıyla dışarı fırladı, otobüsün peşinden koşmak zorunda kaldı. Bu da yetmezmiş gibi ilk günün sersemliğiyle tıklım tıklım otobüsten yanlış durakta indi ve sora sora 1 duraklık yolu yürüdü.

En sonunda okula vardığında amcasının eski bir arkadaşı olan müdürün verdiği buluşma saatine yalnızca 1 dakika kaldığını farketti ve bahçe kapısından itibaren son gaz koşmaya başladı. Miyop gözlerinin gördüğü kadarıyla okul kapısının iç tarafında bir kalabalık vardı ama bunu umursamadı çünkü hız kesecek durumda değildi. Aynı hızla okula girdi.

Song 2-Blur Blur

Her şey bir anda oldu. Rae Na son hızla koşarken önce kalabalığın ortasındaki uzun boylu çocuğa çarptı, sonra sendeleyerek ilerlemeye çalışırken elinde boya kutusu olan kıza takıldı. Kızın elindeki görüntüsünden bile ölümüne ağır olduğu belli olan kutu gürültüyle yere düştü ve zaten sağlam olmayan kapağı açıldı. Rae Na'nın az önce farkında olmadan çarptığı çocuk oldukça gürültülü bir şekilde bağırdı. Rae Na arkasını dönüp de çocuğun sarıya boyanmış paçalarını görünce sebebini anladı. Ama o an sarı boyadan daha önemli bir derdi vardı. Yere düşürdüğü kağıtları toplamaya çalışırken aynı çocuk tekrar bağırdı.

-YA!! BU NE YA! SEN KİM OLDUĞUNU SANIYORSUN! PANTOLONUM! AAİSSHH CİDDEN! YA! SANA DİYORUM!

Rae Na mahcup bir şekilde zar zor toparladığı kağıtları kucaklayarak ayağa kalkıp çocuğa döndü.

-Ççok.. Çok özür dilerim tamam mı? Bak, şu kağıtları verip kayıt işini halledeyim, söz gelip pantolonunla ilgileneceğim, gerçekten
-Kayıt mı?! Ne kaydı ya! KOSKOCA KANG JUN WOO'NUN PANTOLONU SENİN YÜZÜNDEN PİSLİK İÇİNDE VE SEN HALA İKİ APTAL KAĞIDIN PEŞİNDE MİSİN?! SEN KİM OLDUĞUNU SANIYORSUN YA!
-Koskoca Kang.. Kim?
-YA KANG JUN WOO - KANG- JUN- WOO!!
-Ben..

Rae Na haksız bir durumda başladığını biliyordu ama çocuğun aptal aptal bağrınmaları ve kayıt belgelerine sıçrayan boyalar sinirlerini bozmuştu. Dayanamadı ve o da patladı.

-NOLUYO BE NOLUYO! KİMSEN KİMSİN BANANE ADINDAN TANIMIYORUM BEN JUN WOO DİYE BİRİNİ! GELİP HALLEDECEĞİM DEDİM YA LAFTAN DA MI ANLAMAZSIN SEN! GELMİŞİM ELİN KORELERİNE BİLMEDİĞİM ETMEDİĞİ BİR ÜLKEYLE BİR DİLLE CEBELLEŞİYORUM OKULA İLK GÜNDEN GECİKİYORUM, ÜZERİNE BİR DE MANYAĞIN TEKİNE ÇATIYORUM! ALLAH ALLAH YA HEP BENİ BULUR ZATEN! GİT İŞİNE BE KARDEŞİM!

Kang Jun Woo da dahil olmak üzere tüm öğrenciler bu yeni öğrencinin ani çıkışına şaşırmışlardı. Daha önce kimse top star Jun Woo'ya bağırmayı bırak sesini azıcık bile yükseltememişti.

Bunun yanı sıra Rae Na'nın aklında hala tamamlanması gereken kaydı vardı. Elinde kağıtlar, sinirden kıpkırmızı olmuş suratıyla arkasını dönüp kalabalıktan geçerek merdivene ulaşmaya çalıştı ama öğrenciler ağızları 5 karış açık aptal aptal onu izliyorlardı ve hiç biri azıcık olsun kıpırdamıyordu. Rae Na gerilen sinirlerini bu defa da onları kırbaçlamak için kullandı.

-YA! ÇEKİLİYOR MUSUNUZ YOKSA BEN Mİ SİZİ İTTİRECEĞİM?! ALOOO SİZE DİYORUM BARAJ MI KURDUNUZ KORKMAYIN KAFANIZA ÇÜKÜNÜZE TOP ATMICAM AMA ARKADA KALE YOK ÇEKİLİN YANİ!

Ama Rae Na'nın bir türlü kestiremediği şey, son söylediklerinin farkında olmadan ağzından İngilizce çıkmış olduğuydu. Öğrencilerin anlayamadıkları bu sürüsüyle laf karşısında zaten açık olan ağızları 5'er metre daha indi. Öğrencilerin içinden biri;

-Jun Woo-sshi, biz .. Şey.. Yol.. verelim mi yoksa..

O sırada aynı Rae Na gibi sinirden kıpkırmızı kesilmiş ama anlayamadığı bir nedenden ağzını bile açamayan Jun Woo'nun arkasında duran Kang Jun bir şeyin farkına vardı.

-Park.. Park Rae Na?

Rae Na ismini duyunca arkasını döndü.

-Rae Na-ya! Ya tanımadın mı beni, Kang Jun ben, Park Kang Jun.
-Kang Jun-ah? Boyun mu uzadı senin??

Ama bir an silkelendi. Şu an aile toplantısı için doğru zaman değildi.

-Kang Jun-ah! Bunlar senin robotların mı, eliyle şaşkınlıktan boş boş bakan merdivenin önündeki öğrencileri gösterdi.
-Robot? Şey yo-
-Söyle onlara yolumdan çekilsinler acelem var!

Kang Jun merdivenin önündeki öğrencilere baktı, bunun üzerine öğrenciler Rae Na'nın önünün açtı. Ve sinirinden hala kıpkırmızı olan Rae Na hiç arkasına bile bakmadan merdivenlerden çıkmaya başladı. Ne yani böyle mi başlayacaktı Kore'deki hayatı??

Kang Jun Woo'ysa hala kızın arkasından bakıyordu...

Bitiş şarkısı; SUFBB OST - Not In Love


Araya Konunun Serpiştirildiği Karakterler Listesi

Yazmıştım bloguma, şu sıcak dizimiz Monstar'ın hastası oldum diye. Ve benim aşırı hiperaktif hayal dünyama göre onun da bir kaç eksiği var. Ama hayır bu bir Monstar uyarlaması veya spinoff u değil, yalnızca bir kaç ufak tefek konuda onunla benzerlik taşıyan, bir türlü susmayan ve hayal kurup duran bir beyinin ürünü Paradise High. Karakterlerin başları burada, ama arada ekleneyeceğim 1500 karakter de olacağında, onlar geldikçe uzar sekmelere de ekleyeceğim bu liste. Buyurunuz başlangıca:

Park Rae Na-17 // (Bae Suzy)

Rae Na'ın annesini kaybetmesinin üzerinden yıllar geçer, ve bir gün birdenbire (!) babası kızıyla Rae Na'ın doğup büyüdüğü Amerika'dan ayrılıp kendi ülkesi Kore'ye dönme kararı alır. Eh, Amerika'ya da Kore'den kaçmak için geldiği göz önünde bulundurulduğunda Rae Na babasının bu ani vatan özlemini ilginç bulsa da mecbur onunla Güney Kore'ye gelir ve bir liseye kaydolur. Tabi ki lise hayatı olaysız geçip gitmeyecektir.Yalnızca lise hayatı değil, Kore'ye alışmaya çalışırken bir yandan da babasının bir türlü anlatmadığı geçmişi ve dertleriyle uğraşmaya başlayınca hayatı iyice karmaşıklaşır. (Aslına bakarsanız direk Amerikan bir kız düşünüyordum Rae Na için, ama sonra dedim ki ko götüne Koreli geni daha baskın gelsin kızın tip saf Koreli olsun. Suzy'i de ilginç bir şekilde severim, Lee Jong Hyun'cuğumla ne kadar yakışırlar bilmiyorum ama bana olurlar gibi geliyor. Aslında Jong Hyun'a Ailee daha çok yakışır bence hem Ailee de Rae Na gibi Amerika'da büyümüş ama biricik Ailee'mizi can dostu yapma düşüncesi daha çok hoşuma gitti.)

Kang Jun Woo-17 // (Lee Jong Hyun)

Lee Jong Hyun'umuzun bu gül yüzüne aldanmayın zira karakteri Kang Jun Woo tam bir piç- malesef -_-. Jun Woo DK Ent. in en beğenilen, ses ve doğal olarak para getiren idol şarkıcısı. Tahmin edersiniz ki kendisi minnak Hwang Tae Kyung'un teki. Yakışıklı da ne oluyor, aslında bir saniye bayağı bir şey oluyor, neyse. Jun Woo'nun özel hayatıysa şirketi dahil herkesten gizli. Aslında babası bir mafya, annesi ilgisiz, üzerine bir de hiç geçinemediği bir üvey ağabeyi var. Ailesiyle hiç iletişime geçmeye çalışmıyor. Üzerine bir de hiç geçinemediği ağabeyiyle arasında kameralar ardında yaşanan bir rekabet var. Okula şirketi zorladığı için gidiyor, şirketin tek derdiyse ünlü yıldızlarını halkın karşısında örnek alınabilecek birisine dönüştürmek. Okula imaj için gitse de aslında pek örnek hareketler sergilediği söylenemez. Kaldı ki okuldaki tüm öğrenciler Jun Woo ve arkadaşlarından ölümüne korkuyor.

Kang Jun Se-23 // (Jung Yong Hwa)

Diyeceksiniz ki neden aralarında sadece bir yaş ve muhteşem tatlı bir bromance varken Yong Hwa ve Jong Hyun'u düşman kestin. Yaparım arada böyle saçmalıklar. Aslında ikisi de benim bebeklerim ama Jong Hyun daha ayrı bir bebeğim. Ama ağabey deyince nedendir bilinmez Yong Hwa cuk diye yerleşti beynime. Olur ondan olur. Kang Jun Se de KP Ent. den çıkmış bir oyuncu, eh sevilesi yüzüne bakarak da anlayabilirsiniz ki en popüler yıldızları o. E KP-DK Ent in isimsiz soğuk savaşlarının da getirisiyle üvey kardeşi Jun Woo ile alttan alttan rekabet içindeler. Annesinin ölümü üzerine başka bir kadın ile evlenen babasını hala affetmemiş, hiç bir zaman da affetmeyecek gibi görünüyor. Ama her şeye rağmen üvey annesi ile arasında tatlı bir yakınlık var. Ailesinden yalnızca üvey annesiyle düzenli olarak görüşüyor- TV programlarında Jun Woo'yla karşılaşmalarını saymazsak tabi. Gösteri dünyasında- ki bilirsiniz idollerin her şeyi bu dünyadır- yalnız kuş olarak biliniyor çünkü hiç gözler önünde bir ilişki yaşamamış.


Han Mae Jin-17 // (Kim Jong In-Kai)


Karakteri aslında INFINITE'ın Hoya'si olarak düşünmüştüm ama beyimizin internette 5'ten fazla düzgün resmi olmadığı için değiştirdim, yeni şanslımızda EXO'nun Kai'si!! Mae Jin, Jun Woo'nun en yakın arkadaşlarından olmasının yanı sıra aynı zamanda Junwoo'nun menejeri Han Kang Min'in yeğeni.

Park Kang Jun-17 // (Onew)


Park Kang Jun, Rae Na'nın daha önce en fazla bir kaç kez karşılaştığı sevgi dolu ve şey-az biraz da playbol kuzeni. Aynı zamnada Jun Woo ve Mae Jin'in en yakın arkadaşı. Eh, Onew'i az biraz tanıyorsanız tahmin etmelisiniz; Kang Jun biraz da yemek sözü dönünce gözü dönen bir tip, bu kadar tavuğa yağlıya abanıp da nasıl bu kadar fit kaldığıysa tüm okulca merak konusu :D (valla sırrı bende ama söylemem)

Song Hye Na-17 // (Ailee)


Sesine tipine her bir şeyine hasta olduğum Ailee burada Song Hye Na isminde şeker mi şeker, sıcak kanlı bir kız oluyor. Rae Na okula geldiği zaman ilk kimile kaynaşacağını anlamış oldunuz sanırım? Ah bir de, Hye Na, yan sınıftaki Min Hye ve Min Sup ikizlerinin en yakın arkadaşı.

Jung Min Hye-17 // (Krystal) ~~ Jung Min Sup-17 // (Yoona) 


Şimdi arkadaşlar şöyle oluyor; ilk online hikayemden eksik olmasını istemeyeceğim bir kaç şey var, bunlardan biri de ikizim. Daha doğrusu ikizim ve ben. Aslında ikizim Krystal'ı pek sevmez ama madem giriyoruz, ikiz olarak girelim, girmişken de benzeyen birilerini bulalım dedik. YoonA ve Krystal kadar birbirine benzeyen idol de yok benim gözümde, gerçek hayatta aralarına 4 yaş da olsa ikiz olsalar bu kadar benzerler arkadaş. Yoona'yı da ayrı bir severim zaten. Bu ikizler Hye Na'nın en yakın arkadaşlarıyken Rae Na'nın gelmesiyle ona da yaverlik ediyorlar.

Min Hye (solda) karakter olarak ikizimdir. Twilight fanı, kpop hastası, oppa buldu mu takılan kpopçu, ateşli çatlak bir fangirl, hele bir oppasına yan gözle bakın bakayım size ne yapıyor. Dersleri ortalama gözükse de çalışsa yapabilen bir tip. ikizi gibi o da kdramaları çok seviyor, tek sorunu biraz geriden gelip Min Sup'dan spoiler yiyip durması :D
Min Sup'sa (sağda) ben oluyorum, Potterhead, Whovian, kdrama manyağı, sadece kdramayla kalmayıp her türlü yabancı diziyi izleyen bir asosyal. Fangirl'lüğü dizilerine filmlerine laf edildiğinde ortaya öyle bir çıkar ki durduramazsınız. Dersleri kötüdü hep İngilizce sağolsun krediden ortalamadan kurtararak geçer, çalışmaya da tenezzül bile etmez, zevk meselesi canım :D

Kang Tae Joon-18 // (Minho)


(özel istek üzerine) Min Hye ile bir zamanlar oldukça yakınlarmış, insanların onları sevgili sanacağı kadar, ama geçmiş işte, aynı zamanda DK Ent'den geleceği en az Junwoo kadar parlak bir idol. İlginç olansa Park Rae Na'yla ucundan tanışıyorlar. İsmi azıcık çakma olsa da Tae Joon'un dışı seni içi beni yakar. Gerçi beni dışı da yakar. Neyse.

Dae Ji Sun-16 // (Taeyeon) ~~ Dae Jin Sun-16 // (Jung Min)


Aslında ikisini de çok severim ama yine ikizlere ihtiyacım olduğundan kötü kardeşler kontenjanını SNSD'nin Taeyeon'u ve SS501'in Jung Min'i ile dolduruyorum. (Tüh ya, cidden çok severim ikisini de kötü olmaları hoş olmadı ama ne yapalım canım, bu arada hikayedeki en geç liseli karakterler, seçtiğim oyuncular arasında en yaşlıları, Allah Allah..)


Han Kang Min-36 // (Yoo Joon Song)

Kang Jun Woo'nun tatlı mı tatlı menajeri, koruması, hyungu, her bir şeyi Han Kang Min ile tanışın! Valla saf yumuşak gözükür ama Jun Woo ile bir tek o başa çıkabilir. Baksanıza yanda yumrukları kaldırmış bekliyor. Jun Woo'nun ailesini, geçmişini yalnızca Kang Min ahjussimiz biliyor.




Park Tae Kang-44 // (Jung In Ki)


Park Rae Na'nın çilekeş babası. 3 kardeş içinde en büyüğü. Uzun yıllar önce gençlik yıllarını geçirdiği Kore'den kaçıp Amerika'ya yerleşmiş ve orada kendine yepyeni bir hayat kurmuş. Ama Kore'den kaçıp gitmesine neden olan belalar Amerika'da da peşini bırakmamış ve karısı Mary'nin ölümüne sebep olmuş. Bir süre daha kızıyla beraber Amerika'da yaşadıktan sonra bir şeyler dank etmiş olacak ki ani bir kararla Kore'ye temelli dönüş yapıyor. (Bu arada, yeğeni Park Kang Jun ne kadar çok benziyor değil mi amcasına? :D)

Park Tae Jung-40 // (Ahn Suk Hwan)

Cast kurduğum bir hikaye yazarım da nasıl her dizide oradan buradan fırlayıp karşımıza çıkan Ahn Suk Hwan ahjussimizi nasıl eklemem? Park Tae Jung 3 kardeş içinde en küçüğü, aynı zamanda en zekisi. Büyük ağabeyi Tae Kang Kore'ye geri dönünce yeğeninin lisesinden ağabeyinin gireceği işe kadar her şeyi o ayarlıyor. Ve evet, Kang Jun'un babası oluyor kendisi. (Kang Jun iyi ki buna değil de amcasına çekmiş. Allah'ım hastasıyım bu adamın tipe bak lsakfjdslkfjdsflk)

Kang Tae Sang-42 // (Kim Jong Jin)
Ehehe, Yi Jung'umuzun ibne babasını tanıdınız mı? Kang Tae Sang, yeraltı dünyasında borusu öten sayılı mevkiden biri, aynı zamanda Jun Woo ve Jun Se'nin babası. Ne yazık ki pek sevgili oğullarıyla arası yeterince iyi değil. Hatta bırakın yeterinceyi hiç iyi değil. Kendisi hakkında pek bir şey söylemeyeceğim ama şu ana kadar okuduklarınızdan bir şeyler çakmışsınızdır diye tahmin ediyorum? Bir de, çocuklarıyla arasını düzeltmek için çabalıyor son zamanlarda.



Ma Song Nam-41 // (Jung Ho Bin)


DK Ent'in CEO'su ve Jun Woo'ya baba şefkati gösteren nadir karakterlerden. Aklınızın bir köşesinde yer edinsin bu adam.

Bae Doo Shin-38 // (Ahn Kil Kang)


KP Ent'in CEO'su. Aklı fikri rekabette herifin. (Ehehe, aynı Dream High'daki rolü gibi, karakteri de ismi de azıcık araklama odu ama neyse)

Astrid Meryl-17 // (Àstrid Bergès-Frisbey)



Bu güzel kızımız da Rae Na'nın Amerika'daki en yakın arkadaşı. Hikayeye ne ara dahil olur ne ara çıkar bilmiyorum ama şimdiden eklemek istedim malumunuz sonrada üşenirim falan..

Bu kadar karakter anlattım ama daha hikayeyi hangi zamanda yazacağıma bile karar vermedim. Normalde geçmiş zaman kullanırım ama betimleme açısından ara ara geniş zamana kayarsam affedeceksiniz artık :P (ki şu aklımdakileri dökmede eşşek gibi zorlanacağımı biliyorum)

Neyse, şimdilik koca bir FİGHTİNG! bana, ve bölüm bekleyecek çingulara gelsin!